ÜLKEMİZDEKİ İLK KÖY DERGİSİ MÜLKE VE BOZKIRDA BEREKETLİ BİR EĞİTİM KAYNAĞI: BEKİ KÖYÜ

Bölgesel (Yeşil Banaz Gazetesi) - Yeşil Banaz Gazetesi | 11.09.2026 - 16:37, Güncelleme: 11.09.2026 - 16:37 40 kez okundu.
 

ÜLKEMİZDEKİ İLK KÖY DERGİSİ MÜLKE VE BOZKIRDA BEREKETLİ BİR EĞİTİM KAYNAĞI: BEKİ KÖYÜ

ÜLKEMİZDEKİ İLK KÖY DERGİSİ MÜLKE VE BOZKIRDA BEREKETLİ BİR EĞİTİM KAYNAĞI: BEKİ KÖYÜ
Yolum beni yine doğduğum ilin bir ilçesine düşürdü. Eskiler bu duruma "toprak çekiyor" dese de bu kez doğup büyüdüğüm bu topraklara geliş sebebim; kendisi tarih olsa da etkisi hâlâ ayakta olan Köy Enstitüleri.   ​Bu coğrafyayı bereketiyle besleyen Murat Dağı’nın, yani antik adıyla Dindymos’un silüeti; "Sizi var eden ve yaşatan olduğumu unutmayın" dercesine uzaktan da olsa kendini gösteriyor. İzmir’den Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nden arkadaş-larla çıktığımız yolda, bir Uşaklı olarak burayla ilgili bilgileri grupla paylaşmam istendiği için kısa bilgileri memnuniyetle veriyorum. Bölgeye dokumacılığı armağan eden Friglerin mitolojisinde Murat Dağı’nda yaşadığına inanılan bereket tanrıçası Kybele’den; Friglerden sonra bölgeye hâkim olan Lidyalılardan ve parayı ilk kullanıp basmalarından; dünyanın ikinci en büyük kanyonundan ve antik su kemeri Clandras’tan bahsediyorum. İlgiyle dinleyen arkadaşlara bu kez kaynağı Muratdağı olan suyun bu coğrafyaya can vermekle kalmayıp bir heykeltıraş ustalığıyla kayaları şekillendirdiği Taşyaran Vadisi’ni anlattıktan sonra da yol üstündeki bu doğa harikası tabiat parkına uğramayı ihmal etmiyoruz. Daha önce Kula’da karnımızı doyurduğumuz için yönümüz, yola çıkmamızın asıl sebebi olan Uşak’ın Karahallı ilçesinin Beki köyü oluyor. Beki köyü; Uşak’ın Karahallı ilçesinin ekilir toprağı az, susuz ve kayalık bir mevkisi. Karasal iklimin hâkim olduğu köyün en büyük şansı Köy Enstitüleri olmuş. Herkesin malumu; Köy Enstitüleri'nin bozkırı yeşertmek amacıyla kurulup on yılda bu amaçla dikkat çeker bir başarı yakaladığını bilmeyen yok.  Köyün bu yazıya konu olmasına sebep; hem Köy Enstitüleri'ni anımsamak hem de bu köyde görev yapmış ve çok değerli çalışmalar ortaya koymuş ilk Köy Enstitülü öğretmen olan Ahmet Atila’yı anmak. Köye vardığımızdan yarım saat sonra başlıyor etkinlik. Yaz sıcağından kaçıp gölgeye, ağaçlar altına sığınıp kulağı artık az işiten bir amcanın yanına otururken adını soruyorum. "Aslan" diyor; başka bir şey sormadan devam ediyor: ​"İlkokulu burada okuduktan sonra Savaştepe Köy Enstitüsü’nden mezun olup yıllarca ülkeme hizmet ettim. Dört çocuğumu da okuttum; üçü bir kazada vefat etti, geriye doktor olan kızım kaldı. Bu köyden tam altmış tane öğretmen çıktı, onların çocukları da üniversite okuyup boynuz kulağı geçti..." ​Aslan hocanın öğretmenlikten gelen anlatma alışkanlığı sürerken etkinliğin başlayacağı anons onu ancak susturabiliyor. Etkinlikte moderatörlüğü üstlenen de efsane öğretmen Ahmet Atila’nın oğlu Fatih Atila. Etkinlik, anadolunun kadim kollektif çalışma geleneği  imece ile köyde yaşayanların dikip baktığı çamlığın gölgesinde yapılıyor.  Köyden ve çevreden gelenlerle etkinliğe ilgi hayli fazla. Hatta bir konuşmacının belirtmesiyle, büyük şehirlerde bile köy enstitüleriyle ilgi bu kadar kalabalık olmuyormuş. Bu ilginin sebeplerinin başında yine Ahmet Atila’nın sekiz yıllık çalışmayla tespit ettiği, bu köyün Köy Enstitüleri'ne en çok çocuk gönderen köy olması geliyor. Ayrıca yine bu köyde çıkarılan Mülke adlı dergi ise günümüzde de bile benzerinin olduğunu düşünmediğim, Türkiye’deki bir başka ilklerden. Ben konuşulanlara yoğunlaşmışken, zamanında bu köyde okumuş bir köylü kulağıma fısıldıyor: - "Biliyor musun, şu an köyde okul olmadığı gibi öğrenci de yok. Oysa Beki’de bizim zamanımızda yalnızca birinci sınıf üç şubeydi.  Taşımalı sistem köy okullarını bitirirken köyü de her anlamda çoraklaştırdı” Ben geçmiş ile bugün arasındaki farkı tartarken sözü alan konuşmacı, anılarını övünçle anlatıyor. Sınava girip kazanma hikayesini aktarırken okul müdürünün kendilerine sınavdan hemen sonra "Arkadaşlar, şu andan itibaren siz birer öğretmensiniz!" diye hitap etmesinin ilk şaşkınlığına sebep olduğunu ve bunu hiç unutmadığını söyleyip Atatürk’ün sözleriyle batı emperyalizmi ve doğu gericiliğine dikkat çekerek bitiriyor konuşmasını. Bir başka konuşmacı; Tonguç’un, köylü ile iç içe, üsttenci ve masa başında değil; uygulayarak öğrenmeyi hedefleyen yöntemiyle ülkenin büyük şansı olduğunu anlatıyor. Konuşma sırası İzmir’den otobüste birlikte geldiğimiz Can Yücel’in kızı Güzel’e geldiğinde; o da kendi alanı olan su ürünleri konusundan Beşikdüzü Köy Enstitüsü anı ve düşüncelerine, babası Can Yücel ve dedesi Hasan Ali Yücel’den anılara uzanan sakin ve doğal konuşmasıyla ilgi çekiyor. Sonraki konuşmacı, Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri Vakfı’ndan... Eğitimde gelinen noktada tekrar bir Kurtuluş Savaşı’nın gerekliliğini vurgulayıp Ahmet Atila’nın adının çevredeki bir okula verilmesini sağlamak gerektiğine dikkat çekiyor.   ​Etkinlik sonundaki etli keşkek ve ayran ile aç karnımızı yatıştırıp burada yayınlanan dergiye de adını vermiş tarihi su sarnıcı ve yanı başındaki su toplama havuzunu ziyaret ediyoruz. Buralı bazılarının yüzmeyi buralarda öğrendiklerinden bahsetmesi ilginç bir detay oluyor. Akşamüstü etkinlik halk oyunlarıyla devam edecekken biz dönüş yolunu tutuyoruz. Karşımızda batmakta olan güneş; ülkemizi kısa bir süre aydınlatıp kapanan Köy Enstitüleri gibi son anlarında da yolumuzu aydınlatırken usulca kulağımıza fısıldıyor: ​"Biliyorsun bu bir son değil. Yarın yine yeniden doğup karanlıkları tekrar aydınlatacağım, bunu unutma. Tıpkı köy enstitüleri gibi  şimdi batıyorum diye umudunu kesme..." ​           Kemal KARATAŞ                 06.09.2026 
ÜLKEMİZDEKİ İLK KÖY DERGİSİ MÜLKE VE BOZKIRDA BEREKETLİ BİR EĞİTİM KAYNAĞI: BEKİ KÖYÜ
Yolum beni yine doğduğum ilin bir ilçesine düşürdü. Eskiler bu duruma "toprak çekiyor" dese de bu kez doğup büyüdüğüm bu topraklara geliş sebebim; kendisi tarih olsa da etkisi hâlâ ayakta olan Köy Enstitüleri.
  ​Bu coğrafyayı bereketiyle besleyen Murat Dağı’nın, yani antik adıyla Dindymos’un silüeti; "Sizi var eden ve yaşatan olduğumu unutmayın" dercesine uzaktan da olsa kendini gösteriyor.
İzmir’den Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nden arkadaş-larla çıktığımız yolda, bir Uşaklı olarak burayla ilgili bilgileri grupla paylaşmam istendiği için kısa bilgileri memnuniyetle veriyorum.
Bölgeye dokumacılığı armağan eden Friglerin mitolojisinde Murat Dağı’nda yaşadığına inanılan bereket tanrıçası Kybele’den; Friglerden sonra bölgeye hâkim olan Lidyalılardan ve parayı ilk kullanıp basmalarından; dünyanın ikinci en büyük kanyonundan ve antik su kemeri Clandras’tan bahsediyorum.
İlgiyle dinleyen arkadaşlara bu kez kaynağı Muratdağı olan suyun bu coğrafyaya can vermekle kalmayıp bir heykeltıraş ustalığıyla kayaları şekillendirdiği Taşyaran Vadisi’ni anlattıktan sonra da yol üstündeki bu doğa harikası tabiat parkına uğramayı ihmal etmiyoruz.
Daha önce Kula’da karnımızı doyurduğumuz için yönümüz, yola çıkmamızın asıl sebebi olan Uşak’ın Karahallı ilçesinin Beki köyü oluyor.
Beki köyü; Uşak’ın Karahallı ilçesinin ekilir toprağı az, susuz ve kayalık bir mevkisi. Karasal iklimin hâkim olduğu köyün en büyük şansı Köy Enstitüleri olmuş.
Herkesin malumu; Köy Enstitüleri'nin bozkırı yeşertmek amacıyla kurulup on yılda bu amaçla dikkat çeker bir başarı yakaladığını bilmeyen yok. 
Köyün bu yazıya konu olmasına sebep; hem Köy Enstitüleri'ni anımsamak hem de bu köyde görev yapmış ve çok değerli çalışmalar ortaya koymuş ilk Köy Enstitülü öğretmen olan Ahmet Atila’yı anmak.
Köye vardığımızdan yarım saat sonra başlıyor etkinlik. Yaz sıcağından kaçıp gölgeye, ağaçlar altına sığınıp kulağı artık az işiten bir amcanın yanına otururken adını soruyorum. "Aslan" diyor; başka bir şey sormadan devam ediyor:
​"İlkokulu burada okuduktan sonra Savaştepe Köy Enstitüsü’nden mezun olup yıllarca ülkeme hizmet ettim. Dört çocuğumu da okuttum; üçü bir kazada vefat etti, geriye doktor olan kızım kaldı. Bu köyden tam altmış tane öğretmen çıktı, onların çocukları da üniversite okuyup boynuz kulağı geçti..."
​Aslan hocanın öğretmenlikten gelen anlatma alışkanlığı sürerken etkinliğin başlayacağı anons onu ancak susturabiliyor.
Etkinlikte moderatörlüğü üstlenen de efsane öğretmen Ahmet Atila’nın oğlu Fatih Atila.
Etkinlik, anadolunun kadim kollektif çalışma geleneği  imece ile köyde yaşayanların dikip baktığı çamlığın gölgesinde yapılıyor. 
Köyden ve çevreden gelenlerle etkinliğe ilgi hayli fazla. Hatta bir konuşmacının belirtmesiyle, büyük şehirlerde bile köy enstitüleriyle ilgi bu kadar kalabalık olmuyormuş.
Bu ilginin sebeplerinin başında yine Ahmet Atila’nın sekiz yıllık çalışmayla tespit ettiği, bu köyün Köy Enstitüleri'ne en çok çocuk gönderen köy olması geliyor. Ayrıca yine bu köyde çıkarılan Mülke adlı dergi ise günümüzde de bile benzerinin olduğunu düşünmediğim, Türkiye’deki bir başka ilklerden.
Ben konuşulanlara yoğunlaşmışken, zamanında bu köyde okumuş bir köylü kulağıma fısıldıyor:
- "Biliyor musun, şu an köyde okul olmadığı gibi öğrenci de yok. Oysa Beki’de bizim zamanımızda yalnızca birinci sınıf üç şubeydi. 
Taşımalı sistem köy okullarını bitirirken köyü de her anlamda çoraklaştırdı”
Ben geçmiş ile bugün arasındaki farkı tartarken sözü alan konuşmacı, anılarını övünçle anlatıyor. Sınava girip kazanma hikayesini aktarırken okul müdürünün kendilerine sınavdan hemen sonra "Arkadaşlar, şu andan itibaren siz birer öğretmensiniz!" diye hitap etmesinin ilk şaşkınlığına sebep olduğunu ve bunu hiç unutmadığını söyleyip Atatürk’ün sözleriyle batı emperyalizmi ve doğu gericiliğine dikkat çekerek bitiriyor konuşmasını.
Bir başka konuşmacı; Tonguç’un, köylü ile iç içe, üsttenci ve masa başında değil; uygulayarak öğrenmeyi hedefleyen yöntemiyle ülkenin büyük şansı olduğunu anlatıyor.
Konuşma sırası İzmir’den otobüste birlikte geldiğimiz Can Yücel’in kızı Güzel’e geldiğinde; o da kendi alanı olan su ürünleri konusundan Beşikdüzü Köy Enstitüsü anı ve düşüncelerine, babası Can Yücel ve dedesi Hasan Ali Yücel’den anılara uzanan sakin ve doğal konuşmasıyla ilgi çekiyor.
Sonraki konuşmacı, Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri Vakfı’ndan... Eğitimde gelinen noktada tekrar bir Kurtuluş Savaşı’nın gerekliliğini vurgulayıp Ahmet Atila’nın adının çevredeki bir okula verilmesini sağlamak gerektiğine dikkat çekiyor.
  ​Etkinlik sonundaki etli keşkek ve ayran ile aç karnımızı yatıştırıp burada yayınlanan dergiye de adını vermiş tarihi su sarnıcı ve yanı başındaki su toplama havuzunu ziyaret ediyoruz. Buralı bazılarının yüzmeyi buralarda öğrendiklerinden bahsetmesi ilginç bir detay oluyor.
Akşamüstü etkinlik halk oyunlarıyla devam edecekken biz dönüş yolunu tutuyoruz.
Karşımızda batmakta olan güneş; ülkemizi kısa bir süre aydınlatıp kapanan Köy Enstitüleri gibi son anlarında da yolumuzu aydınlatırken usulca kulağımıza fısıldıyor:
​"Biliyorsun bu bir son değil. Yarın yine yeniden doğup karanlıkları tekrar aydınlatacağım, bunu unutma. Tıpkı köy enstitüleri gibi  şimdi batıyorum diye umudunu kesme..."
​           Kemal KARATAŞ
                06.09.2026 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.