A. Erkin Sarıoğlu
Köşe Yazarı
A. Erkin Sarıoğlu
 

YAZ GELİNCE

Özlemle beklediğimiz ve hasretini çektiğimiz yaz günleri aha geldi, aha gidiyor. Şunun şurasında ne kaldı. Ağustos’ta bitince buyur bakalım sonbahar. Ben tatili seviyorum. Özellikle de eşim bir dairede akşama kadar kapalı ortamda çalıştığından ona evlenirken söz vermiştim. “Allah işi karışmadığı sürece en az on günlük bir tatil yapalım” demiştim. Şükür ki bu güne kadar verdiğim sözü tutabildim. Bundan sonra daha ne kadar tutarım bilemiyorum. Ama tatil güzel. Dinlenmek vücuda can getirmek yenilemek gerçekten güzeldir. Şimdi diyeceksiniz ki bu kadar olumsuzlukların yaşandığı günümüzde siz nasıl tatil yapabiliyorsunuz. İnanın çok zor olsa da bazı diğer zevklerimden feragat ederek tatil düşüncemi gerçekleştiriyorum. Tatil yöreleri cıvıl cıvıl. Dışı bizi yakıyor içi sizi. Birkaç gün önce ülkemizden komşu ülkelere gidişler çoğalmış diye rakamlar anlatıldı. Gerçekten bizde oldukça hatırı sayılar farklılıklar var. Ben her zaman ülkemiz güzelliklerinin diğer ülkelere göre daha uygun ve güzel olduğunu savunurum. Geçmiş yıllarda bir öğretmenim sosyal medyadan sürekli yurt dışına yaptığı seyahatlerden bahsediyordu. Ben ise bunu eleştiriyordum. “Öğretmenim vaktiniz varsa küçük bir hikaye anlatmak isterim” dedim. “Buyur” dedi. Nasrettin hoca bir akşam yemeğine davetlidir. Hoca sofra hazırlanırken başlar dini hikayeler anlatmaya. Der ki: “Yedi kat yerin altında şöyle güzellikler var, böyle rahat bir hayat var” diye uzun uzadıya anlatır. O sırada sofra gelir. Hoca bakar ki koca bir sini. Bulgur pilavı. Hoca bakar ve buyur edilmesine rağmen sofraya gelmez. “Ben tokum” der. Millet pilava kaşık çaldıkça altından nar gibi kızarmış hindi çıkar. Sofradakiler alaylı bir tavırla. Hoca yedi kat yerin altını görüyorsunuzda şu bulgurun altındaki hindiyi görmüyorsun... Ben de öğretmenime... “Öğretmenim Avrupa’nın her yerini görüyorsunuz da şu bizim Uşak’taki. CLANDIRASI, DÜNYANIN EN UZUN İKİNCİ KANYONUNU BLANDUS’U, KANATLI DENİZ ATINI, DÜNYANIN EN YAŞLI AĞACINI göremiyorsunuz” dedim Ve haftasına arkadaşlarıyla Uşak’a geldiler. Çok mutlu oldular. Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili. Yazlık kültürü oldukça gelişmiş durumda. Mayıstan kasıma kadar buralar oldukça dolu. Akrabalar dostlarla birlikte güle oynaya tatil keyfi yapılıyor. Fakat görüntü bu kadar net değil. Bir aile ortalama on gün tatil yapar diyelim. Çoluk çocuk maliyet 20-30 bin diyelim. Kendi eviniz olursa bakın neler yaşayacaksınız.. Önce kış boyunca bahçenizde biriken otları, çöpleri temizleyecek veya temizleteceksiniz. Badana boya ileri yapılacak. Kırılan dökülen yerler tamir olacak. Patlayan su tesisat onarılacak. Sivrisinekle mücadele edeceksiniz. Gördüğünüz gibi çok basit ve kolay işler değil.. Aidatlar, vergiler daha en son akla gelen masraflar. Tabii ki sitenizin su, elektrik tesisatları yıpranmış ve yenilenecek.. Al bakalım size bir yığın masraf. Açık hesaba göre yazlıklarda yılın yarısını değerlendiremiyorsanız oldukça masraflı, telaşlı bir durum yaşanmaktadır. Uzunca tatilden söz ettik. Bir de 40 derece sıcakta tarlada çalışan insanlarımızdan söz edelim. Bu yakıcı sıcakta bize yiyecek üreten değerli emekci insanlarımızı analım. Doğrusunu söylemek gerekirse onlar olmasa bizim derimiz on para etmez. Biz soframıza gelen o taptaze ürünleri zevkle yedikçe mutlu oluyoruz ama onların soframıza hangi şartlarda geldiğini umursamıyoruz. Ve onların alın teri, emekleri gerçek değerine ulaşmıyor. Kimi ürünü tarlada bırakıyor kimi yok pahasına satmak zorunda kalıyor. Bu kavurucu sıcaklarda bir de her yıl olduğu gibi ORMAN yangınları ciğerlerimizi yakıyor. Yıllardır aynı acıyı yaşamaktan, aynı sıkıntıları çekmekten yorulduk. Neden önleyemiyoruz diye uzun uzadıya düşünüyorum. Ülke insanı olarak neden vurdum duymaz oluyoruz. Yanan bir ağaç değil geleceğimiz yanıyor. Nasıl bir önlem almamız gerekiyorsa hep birlikte bu konuya odaklanalım. Bir çare bulalım. Gerekirse tehlike arzeden bölgelerde nöbet tutalım. Ormanların içinde yaşayan canlılar da telef oluyor. Ağzı dili olmayan bu masumlara nasıl kıyıyoruz. Haydi bu konuyu üzerimize vazife edinelim. Uyanık olalım. Tedbiri elden bırakmayalım. Güzel günler yaşamak dileğiyle...
Ekleme Tarihi: 04 Ağustos 2026 -Salı

YAZ GELİNCE

Özlemle beklediğimiz ve hasretini çektiğimiz yaz günleri aha geldi, aha gidiyor. Şunun şurasında ne kaldı. Ağustos’ta bitince buyur bakalım sonbahar.
Ben tatili seviyorum. Özellikle de eşim bir dairede akşama kadar kapalı ortamda çalıştığından ona evlenirken söz vermiştim. “Allah işi karışmadığı sürece en az on günlük bir tatil yapalım” demiştim. Şükür ki bu güne kadar verdiğim sözü tutabildim. Bundan sonra daha ne kadar tutarım bilemiyorum. Ama tatil güzel. Dinlenmek vücuda can getirmek yenilemek gerçekten güzeldir. Şimdi diyeceksiniz ki bu kadar olumsuzlukların yaşandığı günümüzde siz nasıl tatil yapabiliyorsunuz. İnanın çok zor olsa da bazı diğer zevklerimden feragat ederek tatil düşüncemi gerçekleştiriyorum.
Tatil yöreleri cıvıl cıvıl. Dışı bizi yakıyor içi sizi. Birkaç gün önce ülkemizden komşu ülkelere gidişler çoğalmış diye rakamlar anlatıldı.
Gerçekten bizde oldukça hatırı sayılar farklılıklar var. Ben her zaman ülkemiz güzelliklerinin diğer ülkelere göre daha uygun ve güzel olduğunu savunurum.
Geçmiş yıllarda bir öğretmenim sosyal medyadan sürekli yurt dışına yaptığı seyahatlerden bahsediyordu. Ben ise bunu eleştiriyordum. “Öğretmenim vaktiniz varsa küçük bir hikaye anlatmak isterim” dedim. “Buyur” dedi.
Nasrettin hoca bir akşam yemeğine davetlidir. Hoca sofra hazırlanırken başlar dini hikayeler anlatmaya.
Der ki:
“Yedi kat yerin altında şöyle güzellikler var, böyle rahat bir hayat var” diye uzun uzadıya anlatır. O sırada sofra gelir. Hoca bakar ki koca bir sini. Bulgur pilavı. Hoca bakar ve buyur edilmesine rağmen sofraya gelmez. “Ben tokum” der. Millet pilava kaşık çaldıkça altından nar gibi kızarmış hindi çıkar. Sofradakiler alaylı bir tavırla. Hoca yedi kat yerin altını görüyorsunuzda şu bulgurun altındaki hindiyi görmüyorsun...
Ben de öğretmenime... “Öğretmenim Avrupa’nın her yerini görüyorsunuz da şu bizim Uşak’taki. CLANDIRASI, DÜNYANIN EN UZUN İKİNCİ KANYONUNU BLANDUS’U, KANATLI DENİZ ATINI, DÜNYANIN EN YAŞLI AĞACINI göremiyorsunuz” dedim Ve haftasına arkadaşlarıyla Uşak’a geldiler. Çok mutlu oldular.
Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili. Yazlık kültürü oldukça gelişmiş durumda. Mayıstan kasıma kadar buralar oldukça dolu. Akrabalar dostlarla birlikte güle oynaya tatil keyfi yapılıyor. Fakat görüntü bu kadar net değil. Bir aile ortalama on gün tatil yapar diyelim. Çoluk çocuk maliyet 20-30 bin diyelim. Kendi eviniz olursa bakın neler yaşayacaksınız.. Önce kış boyunca bahçenizde biriken otları, çöpleri temizleyecek veya temizleteceksiniz. Badana boya ileri yapılacak. Kırılan dökülen yerler tamir olacak. Patlayan su tesisat onarılacak. Sivrisinekle mücadele edeceksiniz. Gördüğünüz gibi çok basit ve kolay işler değil..
Aidatlar, vergiler daha en son akla gelen masraflar. Tabii ki sitenizin su, elektrik tesisatları yıpranmış ve yenilenecek.. Al bakalım size bir yığın masraf.
Açık hesaba göre yazlıklarda yılın yarısını değerlendiremiyorsanız oldukça masraflı, telaşlı bir durum yaşanmaktadır.
Uzunca tatilden söz ettik. Bir de 40 derece sıcakta tarlada çalışan insanlarımızdan söz edelim. Bu yakıcı sıcakta bize yiyecek üreten değerli emekci insanlarımızı analım. Doğrusunu söylemek gerekirse onlar olmasa bizim derimiz on para etmez. Biz soframıza gelen o taptaze ürünleri zevkle yedikçe mutlu oluyoruz ama onların soframıza hangi şartlarda geldiğini umursamıyoruz. Ve onların alın teri, emekleri gerçek değerine ulaşmıyor. Kimi ürünü tarlada bırakıyor kimi yok pahasına satmak zorunda kalıyor.
Bu kavurucu sıcaklarda bir de her yıl olduğu gibi ORMAN yangınları ciğerlerimizi yakıyor. Yıllardır aynı acıyı yaşamaktan, aynı sıkıntıları çekmekten yorulduk. Neden önleyemiyoruz diye uzun uzadıya düşünüyorum. Ülke insanı olarak neden vurdum duymaz oluyoruz. Yanan bir ağaç değil geleceğimiz yanıyor. Nasıl bir önlem almamız gerekiyorsa hep birlikte bu konuya odaklanalım. Bir çare bulalım. Gerekirse tehlike arzeden bölgelerde nöbet tutalım. Ormanların içinde yaşayan canlılar da telef oluyor. Ağzı dili olmayan bu masumlara nasıl kıyıyoruz.
Haydi bu konuyu üzerimize vazife edinelim. Uyanık olalım. Tedbiri elden bırakmayalım.
Güzel günler yaşamak dileğiyle...
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.