Hatay escort Sex hikayeleri Sikiş hikayeleri porno ize

A. Erkin Sarıoğlu
Köşe Yazarı
A. Erkin Sarıoğlu
 

AŞMALIYIZ

Ne çare ki yine DEPREM üzerine yazmak zorunda kalmaktayım. Yazılacak çok şey var ama “yüzyılın felaketi” bu yaşadığımız deprem süreci bizleri ziyadesiyle üzdü ve diğer tüm meseleleri rafa kaldırmak durumundayız. En büyük derdimiz geçim, en önemli derdimiz seçim idi ama şimdi aklımız, beynimiz, yüreğimiz deprem. Onunla yatıyor, onunla kalkıyoruz. Hatta; daha doğrusu yatamıyoruz desek daha doğru olur. Benim gibi tüm insanlar da sanıyorum ki aynı duygulardasınız. Ülkemin dört bir yanında sallanmalar devam ediyor. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine dakika dakika deprem yaşanıyor. Evet bu bir gerçek ve bizler bununla yaşamaya ve bunu baş etmeye mecburuz. Yaşadığımız yerlerde ne zaman nasıl bir depreme maruz kalacağımızı düşünmekten uykularımız kaçıyor. Gölcük depreminden sonra bütün deprem uzmanları 30 yıl içerisinde Büyük İstanbul Depremi olacak diye yorumlar yaptılar. Ve 24 yıl geçmiş bu depremden, kaldı altı yıl diye senaryolar anlatılıyor. Son on ilimizde yaşanan deprem sonrası artçıların neredeyse bir yıl kadar süreceği deklare edildi ve gün be gün bu sarsıntılar yaşanıyor. Dolayısıyla gerek o bölgelerde yaşayan ve gerekse deprem fayları bölgelerinde bulunan herkes tedirgin. “Aha bu gün, aha yarın” diye yorumlar yapıldıkça insanların yaşam kalitesi yerlerde sürünüyor. Kim ne yapsın ya da kim ne yapabilir ki?... İyi kötü bir yerde yaşıyoruz. Kimisi kira kimi ev sahibi. Eviniz hasarlı ya da şüpheli bir durum var ne yapacaksınız. Hadi yıkalım deseler elde avuçta bir şey yok. Varsayalım ki 40-50 ailenin bulunduğu bir apartmanda yaşıyorsunuz, yasalar çoğunluk kararına göre alınacak diyor. Ama asla birliktelik sağlanamıyor. Ne yıkabiliyorsunuz ne de yapabiliyorsunuz. Peki ne olacak. Olası bir depremde hep birlikte toprağın altında kalacağız değil mi. Hadi yıkamıyorsunuz bari güvenli bir eve taşınayım derseniz o daha da berbat bir durum. Kiralar almış başını arşa yükselmiş. 3-5 liraya durduğunuz yerden çıktığınız anda 10-15 binleri telaffuz etmek durumundasınız. Varlığı iyi olanlar için önemli değil ama asgari ücretli bir aile bunu nasıl omuzlayabilir, nasıl o paralara kiraya gidebilir?... Bunları iyi düşünmek, iyice irdelemek ve en doğru kararı vermek zorundasınız. Tabii ki doğru karar için doğru gelir düzeyinde olmanız önemlidir. Şimdi binlerce konutun yerle bir olduğu yerlere yeniden şehirlerin kurulması planlanıyor. Haliyle enkazdan kurtulup sağ çıkanlar bir çok illere dağıldılar. Belki de önemli bir bölümü dönmeyecekler. Ama o güzelim kentlerimizi terk etmek aslında kolay değil. Şartların düzeldiği anda oralarda doğup büyümüş ve oralara can vermiş insanlarımızın geri dönmesi en büyük dileğimdir. Ülkemiz böyle afetlerde anında birbirine kenetlenebilen, yaraları sarmak için gönülden destekler sunan, gerek maddi gerekse manevi katkılar yapabilen ender ülkelerden biridir. Depremin duyulduğu andan itibaren yurdun dört bir yanından yardımlar bir çığ gibi yağmaya başlamış ve halen devam etmektedir. Gerek AFAD ve gerekse KIZILAY tarafından yapılan yardımlar depremzedelere hızlı bir şekilde ulaştırılmaya çalışılırken kampanyalar ile de maddi destekler yapılmaktadır. Birilerinin hoşuna gitmese de AHBAP Derneği’nin, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının, bireysel olarak bir çok vatandaşımızın ve İZMİR Belediyesi’nin açtığı kampanyalar ile depremzede insanlarımıza bir nebze olsun can suyu olmuş, çadır, konteynır, ekmek, su, soba, battaniye ve her türlü giysi ve tıbbı ilaç yardımları ulaştırılmaya çalışılmaktadır. Arada yapılan polemikler, siyasi söylemler bizim gündemimizde olmamalıdır. İşimize bakmalı ve yaraları en kolay, en çabuk ve en sağlıklı nasıl sarabilirizin derdinde olmalıyız. İlçemiz kaymakamlığı, belediyemiz ve bireysel ya da sivil toplum kuruluşlarınca yapılan katkıların ne kadar değerli ne kadar anlamlı ve yerinde olduğunu bilerek bunlara gönülden teşekkürlerimizi sunmak isterim. Depremin ilk gününden itibaren yapılan eleştiri ve uyarların yapıcı olması gerektiğine inanlardanım. Yanlışlar ve hatalar olsa bile kimsenin kimseye hakarete, suçlamaya ve sabote etmeye hakkı olmadığını düşünenlerdenim. Kim ne kadar ve ne ölçüde olursa olsun bir katkı sağlıyorsa ellerine yüreklerine sağlık diyerek onları da onure etmek boynumuzun borcu olmalıdır. Bu vatan hepimizin. Dertleri hep birlikte paylaşarak azaltmak zorundayız. Acılar paylaştıkça azalacaktır. Herşeyde olduğu gibi sporda da aksamalar yaşandı. Ligler ertelendi maçlar durdu. Ama Trabzonumuzun Avrupa kupası maçı oynandı. Stadyumda herkes tek yürek oldu. Maçın ilk dakikasında “ADANA” sesleri yükseldi yine hep birlikte. 2.dakikada “ADIYAMAN” ve plakası sırası geldikçe diğer on ilimiz sırayla isimleri anıldı ve her keresinde “BURADAAA!” diyerek cevaplandı. Duygulanmadık desek yalan olur. Fenerbahçe, Beşiktaş maçlarında kaşkollar, eldivenler, bereler sahaya fırlatıldı.. Hepsi depremzelere ulaştırılsın diye. Dayanışma yardımlaşma ve acılara merhem olma işte budur. Bu da dünyada eşi benzeri az görülen YÜCE TÜRK ULUSUNUN en büyük özelliklerinden biridir. Her zaman birlikte olmanın gururudur. Kimilerince yapılan olumsuz konuşmalar, çocuklarımızın yanlış yerlere konuşlandırılması, HATAY sokaklarına yazılan çirkin yazılar.. Hepsi birlikteliğimiz ile çözüme kavuşacaktır. Yine tekrar ediyorum. Belki zorlandık, belki çok acı çektik ama asla UMUDUMUZU yitirmedik. Başımız sağolsun TÜRKİYEM. Geçmiş olsun TÜRKİYEM. Kayıplarımıza rahmet, yaralılara şifa dileklerimle.
Ekleme Tarihi: 28 Şubat 2023 - Salı

AŞMALIYIZ

Ne çare ki yine DEPREM üzerine yazmak zorunda kalmaktayım. Yazılacak çok şey var ama “yüzyılın felaketi” bu yaşadığımız deprem süreci bizleri ziyadesiyle üzdü ve diğer tüm meseleleri rafa kaldırmak durumundayız. En büyük derdimiz geçim, en önemli derdimiz seçim idi ama şimdi aklımız, beynimiz, yüreğimiz deprem. Onunla yatıyor, onunla kalkıyoruz. Hatta; daha doğrusu yatamıyoruz desek daha doğru olur. Benim gibi tüm insanlar da sanıyorum ki aynı duygulardasınız. Ülkemin dört bir yanında sallanmalar devam ediyor. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine dakika dakika deprem yaşanıyor. Evet bu bir gerçek ve bizler bununla yaşamaya ve bunu baş etmeye mecburuz.
Yaşadığımız yerlerde ne zaman nasıl bir depreme maruz kalacağımızı düşünmekten uykularımız kaçıyor. Gölcük depreminden sonra bütün deprem uzmanları 30 yıl içerisinde Büyük İstanbul Depremi olacak diye yorumlar yaptılar.
Ve 24 yıl geçmiş bu depremden, kaldı altı yıl diye senaryolar anlatılıyor. Son on ilimizde yaşanan deprem sonrası artçıların neredeyse bir yıl kadar süreceği deklare edildi ve gün be gün bu sarsıntılar yaşanıyor. Dolayısıyla gerek o bölgelerde yaşayan ve gerekse deprem fayları bölgelerinde bulunan herkes tedirgin. “Aha bu gün, aha yarın” diye yorumlar yapıldıkça insanların yaşam kalitesi yerlerde sürünüyor. Kim ne yapsın ya da kim ne yapabilir ki?...
İyi kötü bir yerde yaşıyoruz. Kimisi kira kimi ev sahibi. Eviniz hasarlı ya da şüpheli bir durum var ne yapacaksınız. Hadi yıkalım deseler elde avuçta bir şey yok. Varsayalım ki 40-50 ailenin bulunduğu bir apartmanda yaşıyorsunuz, yasalar çoğunluk kararına göre alınacak diyor. Ama asla birliktelik sağlanamıyor. Ne yıkabiliyorsunuz ne de yapabiliyorsunuz. Peki ne olacak. Olası bir depremde hep birlikte toprağın altında kalacağız değil mi. Hadi yıkamıyorsunuz bari güvenli bir eve taşınayım derseniz o daha da berbat bir durum. Kiralar almış başını arşa yükselmiş. 3-5 liraya durduğunuz yerden çıktığınız anda 10-15 binleri telaffuz etmek durumundasınız. Varlığı iyi olanlar için önemli değil ama asgari ücretli bir aile bunu nasıl omuzlayabilir, nasıl o paralara kiraya gidebilir?... Bunları iyi düşünmek, iyice irdelemek ve en doğru kararı vermek zorundasınız. Tabii ki doğru karar için doğru gelir düzeyinde olmanız önemlidir.
Şimdi binlerce konutun yerle bir olduğu yerlere yeniden şehirlerin kurulması planlanıyor. Haliyle enkazdan kurtulup sağ çıkanlar bir çok illere dağıldılar. Belki de önemli bir bölümü dönmeyecekler. Ama o güzelim kentlerimizi terk etmek aslında kolay değil. Şartların düzeldiği anda oralarda doğup büyümüş ve oralara can vermiş insanlarımızın geri dönmesi en büyük dileğimdir.
Ülkemiz böyle afetlerde anında birbirine kenetlenebilen, yaraları sarmak için gönülden destekler sunan, gerek maddi gerekse manevi katkılar yapabilen ender ülkelerden biridir. Depremin duyulduğu andan itibaren yurdun dört bir yanından yardımlar bir çığ gibi yağmaya başlamış ve halen devam etmektedir. Gerek AFAD ve gerekse KIZILAY tarafından yapılan yardımlar depremzedelere hızlı bir şekilde ulaştırılmaya çalışılırken kampanyalar ile de maddi destekler yapılmaktadır. Birilerinin hoşuna gitmese de AHBAP Derneği’nin, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının, bireysel olarak bir çok vatandaşımızın ve İZMİR Belediyesi’nin açtığı kampanyalar ile depremzede insanlarımıza bir nebze olsun can suyu olmuş, çadır, konteynır, ekmek, su, soba, battaniye ve her türlü giysi ve tıbbı ilaç yardımları ulaştırılmaya çalışılmaktadır.
Arada yapılan polemikler, siyasi söylemler bizim gündemimizde olmamalıdır. İşimize bakmalı ve yaraları en kolay, en çabuk ve en sağlıklı nasıl sarabilirizin derdinde olmalıyız. İlçemiz kaymakamlığı, belediyemiz ve bireysel ya da sivil toplum kuruluşlarınca yapılan katkıların ne kadar değerli ne kadar anlamlı ve yerinde olduğunu bilerek bunlara gönülden teşekkürlerimizi sunmak isterim.
Depremin ilk gününden itibaren yapılan eleştiri ve uyarların yapıcı olması gerektiğine inanlardanım. Yanlışlar ve hatalar olsa bile kimsenin kimseye hakarete, suçlamaya ve sabote etmeye hakkı olmadığını düşünenlerdenim. Kim ne kadar ve ne ölçüde olursa olsun bir katkı sağlıyorsa ellerine yüreklerine sağlık diyerek onları da onure etmek boynumuzun borcu olmalıdır. Bu vatan hepimizin. Dertleri hep birlikte paylaşarak azaltmak zorundayız. Acılar paylaştıkça azalacaktır.
Herşeyde olduğu gibi sporda da aksamalar yaşandı. Ligler ertelendi maçlar durdu. Ama Trabzonumuzun Avrupa kupası maçı oynandı. Stadyumda herkes tek yürek oldu. Maçın ilk dakikasında “ADANA” sesleri yükseldi yine hep birlikte. 2.dakikada “ADIYAMAN” ve plakası sırası geldikçe diğer on ilimiz sırayla isimleri anıldı ve her keresinde “BURADAAA!” diyerek cevaplandı. Duygulanmadık desek yalan olur. Fenerbahçe, Beşiktaş maçlarında kaşkollar, eldivenler, bereler sahaya fırlatıldı.. Hepsi depremzelere ulaştırılsın diye. Dayanışma yardımlaşma ve acılara merhem olma işte budur. Bu da dünyada eşi benzeri az görülen YÜCE TÜRK ULUSUNUN en büyük özelliklerinden biridir. Her zaman birlikte olmanın gururudur.
Kimilerince yapılan olumsuz konuşmalar, çocuklarımızın yanlış yerlere konuşlandırılması, HATAY sokaklarına yazılan çirkin yazılar.. Hepsi birlikteliğimiz ile çözüme kavuşacaktır.
Yine tekrar ediyorum. Belki zorlandık, belki çok acı çektik ama asla UMUDUMUZU yitirmedik.
Başımız sağolsun TÜRKİYEM. Geçmiş olsun TÜRKİYEM. Kayıplarımıza rahmet, yaralılara şifa dileklerimle.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kurultay
(28.02.2023 11:03 - #199)
Yazılarınla bizi aydınlattığından tekrarını beklerim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.