24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası’na katılmanın sevinci ve heyecanını yaşadık. Övgülerle, marşlarla takımımızı haftalar öncesinden Amerika’ya yolcu ettik. Gurubumuz ve maç fikstürümüz belli idi. İlk maç Avusturalya ile oynanacaktı. Havamız 1000 basmaktaydı. Moralimiz yerinde ve sporcularımız istim üstündeydi. Kadromuzda dünya yıldızlarına yaklaşacak kadar ünlü sporcularımız vardı. Bir çok futbolcumuz Avrupa arenasında top koşturmaktaydı.
Ve takımımızın başında bir İtalyan, daha önceki maçlarında oldukça hatırı sayılır başarılar elde etmiş, çok ünlü olmasa da kalitesi iyi bir direktörümüz vardı. Ufak tefek sakatlıkları bulunan sporcularımız bulunsa da geride kalanlar onları aratmayacak nitelikteydi. Yani anlayacağınız her şey çok mükemmel diyemesekte mükemmele yakın ve olumlu koşullardaydı. Bir tek dezavantaj havanın sıcaklığı ve yeni ülkeye uyum idi. Hepsini aştık!.
İlk maç ilk heyecan. Umutlar yüksek, beklentiler fazla. Ama gel gör ki; takımımız tanınmayacak bir halde, Maçın başında bir gol, sonuna doğru bir gol. Ve yerlerde yatıyoruz. Sabahın yedisinde tüm ülke olarak ayakta iken yerlere seriliyoruz. Umulmadık bir yenilgi ve ağızları bıçak açmıyor. Bu durumu sindirmeye çalıştık birkaç gün. Ve ümitlerimizi ikinci maça taşıdık. Onları yener son maçta alacağımız güzel bir sonuçla ikinci tur kapısını aralarız diye hesaplar yapmaya başladık. O da ne ikinci maç başladı; “dakka bir gol bir”!. Ben saymadım ama spiker 70 şut girişimimiz var diyor. Gerçi göremedik ama hiç biri kaleye isabet etmemiş. Ve biz karalar bağladık. Büyük ümitlerle geldiğimiz bu dünya şampiyonasında NAL toplayıp geri döneceğiz. Zira üçüncü maçın bir anlamı kalmadı.
Ne yapalım buralara kadar gelmiş olmayı aslında ben başarı sayıyorum. Zira ülkemizde oynanan futbolun bunu hak etmediğini herkes gibi bende biliyorum. Beceriksiz bir federasyon, beceriksiz hakemler, beceriksiz yöneticiler ve bütün bunların arasında bildiğiniz gibi sporcular ve ağzından küfür eksik olmayan taraftarlar… SONUÇ BU!.. Yalnız futbolcularımız buraya gelene kadar oynadıkları futbolun çeyreğini oynayamadan geri dönüyorlar.
Öncelikle sporcularımızı buraya kadar geldikleri için kutlamak asıl görevimiz. Herkes her zaman her şeyi iyi yapacak değil. Olmadı diyelim. Ama bayrağımızın orada dalgalanması adına biraz daha gayretli, biraz daha yürekli top oynayıp yenilselerdi gam yemezdik. Hemen hemen hiç biri önceki performanslarına ulaşamadılar. Nedenlerini daha sonra birileri açıklar sanırım.
Sahi bir de bizden hiç hakem yoktu. Olsaydı belki iyi olurdu. Bizim bazı futbolcular iki de bir yerde kalıyorlardı. Bizim hakemler diğerlerine bu durumları izah ederlerdi belki.
Bu Dünya Kupası bir takım yenilikleri de yaşamamıza sebep oldu. Her devrenin ortasında su molası verildi. Bu durum bazı izleyenlerce protesto edilse de kural uygulandı.
Kalecilerin topu oyuna geç sokmalarının tespitinde köşe atışı cezası verildi. Taç atışının geç yapılması sebebiyle taç atışı el değiştirdi. Pozisyonun “var”a gitmesi sonrasında verilen var kararı hakem tarafından tribünlere anons edildi. Hakemlerin kulak yanlarına kamera yerleştirildi. Sporcuların “ağız kapatarak” birbirine konuşmaları cezalandırıldı. Bütün bu yeniliklere rağmen sporcular hakemi kandırmaya yönelik hareketlerine devam ettiler. Yüzlerine gelmeyen darbelere rağmen yerlerde yuvarlanmayı sürdürdüler. Köşe gönderindeki çizgiye topu bir santim öne koymayı bırakmadılar. Hakeme itirazlarda topluca hakem yanına gitmeyi bırakmadılar. Sporcu yaralanmalarında oyuncuyu bir an önce saha dışına alıp orada tedavi etmeyi gerçekleştirmediler. Kaleciler bunu avantaja döndürmek, vakit çalmak için ikide bir yerlere yattılar. Yani sadece biz de değil dünyanın hemen hemen tüm ülke sporcularında bu hastalığın olduğunu görmekteyiz. Belki Avrupalı hakemler böyle durumlara pek taviz vermiyorlar ve de sporcuları böyle doğru düzgün eğitiyorlar bu nedenle orada fazlaca olmuyor.
Dünya Kupası bir karnaval havasında geçiyor. Zamanın farklılığı nedeniyle maçların bir kısmını izleyemesekte izlediklerimizden oldukça zevk alıyoruz. Ve bizim maçımızda 65 bin seyirci olduğu söylendi. Yani yarısı bizden. Ne güzel.. Deniz aşırı ülkede bu kadar sporseverimiz varmış..
Sonuç olarak, son zamanlarda bu başarısızlık bazı spor yazarı ve otoriteler tarafından kıyasıya eleştirildi. Ekranlarda insanlar ağzına ne geldiyse söyledi. Sporcuların saç traşından alacakları hediyelere kadar her ne varsa vuruldu kırıldı.. Böyle mi olmalı. Diyelim ki bir kaleci doksan dakika harika kurtarışlar yapacak son dakikada bir gol yiyecek bütün yaptıkları çöpe mi gidecek.. Olmaz öyle.. Şimdiye kadar yaptıklarını baş üstünde tutup bu kez yapamadıklarının uygun bir lisan ile eleştirmeliyiz. Yerden yere vurmanın bir anlamı yok. Bir de sevgili MONTELLA da bize özenmiş galiba. “KADER” demiş!.. doğruysa. Sevgili hocam sen işine bak. Böyle derin mevzulara fazla dalma sonra çıkamazsın..
Biz de içe dönelim. Yeni başkanlar, yeni hocalar ve yeni sporcular ile AVRUPA arenası ile başlayıp içimize dönelim. Ve derdin en büyüğü bu federasyonu bir revize edelim. Tad vermiyor. Liyakatsız.. Yeni sezona yeni bir federasyon ile başlamayı inanın çok isterdim.
İnşallah Allahım gönlümüze göre verir...
