Hatay escort Sex hikayeleri Sikiş hikayeleri porno ize

A. Erkin Sarıoğlu
Köşe Yazarı
A. Erkin Sarıoğlu
 

CORONA GÜNLERİ...

Saymadım kaç gün oldu. On altı mı on yedi mi? Güneşi göremedim. Elbette benim gibi siz 65'liler de güneşsizsiniz günlerdir. Ne zaman sonlanacağı belli olmayan bir garabet içindeyiz. Bu hafta 20 yaş altı da eklendi bizlere. Aslında her birey yaşa bakılmaksızın tehlike içinde. Ne yapacaksın piyango bize vurdu. Ama çare bu ve uymamız gerekiyor “EVDE KAL” uyarılarına. Dünya üzerinde neredeyse 1 milyona yaklaşan vaka sayısı ve uzmanların daha fazlalaşacağının üzerine basarak söylediği rakamlara ulaşmamak adına yapmamız gerekenlerden asla vazgeçmeyelim. İlk başta, kurallara uymayıp dışarıya gereksiz çıkanlara şiddetle, öfkeyle bağırıyorum. “Sizler kendinizi akıllı, bizleri ahmak mı sanıyorsunuz? Bizler geleceğimiz için, çocuklarımız için, torunlarımız için içerdeyiz. Yoksa yaşamışız belli yılları. Aman sen de bundan sonra yaşasak ne olacak, yaşamasak ne olacak deyip kendimizi sokaklara atabilirdik. Ama geleceğimizi karartmaya hakkımızın olmadığı bilinciyle belli bir süre elimizi ayağımızı sokaktan kesiverdik. Sizler de kurallara uyun artık. Biz aylarca çıkmayalım... Yeter ki insanlık büyük kayıplar yaşamasın. İçeride olmak gerçekten zor imiş. Televizyonlar da Allah vere bizi izlemeyin diye ne kadar kötü program varsa yayınlıyorlar. Hele TRT böyle durumlara alışık değilmiş gibi sus-pus... Geçmişte böyle olağanüstü durumlarda Hasan MUTLUCAN’ın sesiyle uyanırdık. “Yine de şahlanıyor aman dam başının gülleri” türküsünü o davudi sesiyle canlandırırdı. (rahmetler olsun)... Şimdi kanalı açmaya bile üşeniyorum. Müzik programına bile reklam almış... İzlediğim en iyi program Sağlık Bakanı’nın akşam raporları. Takdirle karşılıyorum. Bilgileri paylaşıyor ve gazeteci arkadaşların sorularını alıyor. Ayırım yapmaksızın. Sakin cevaplarıyla bize güç-kuvvet veriyor. Ağlamaklı olduğu anlar da belleğimde. Kaç saat uyuyabiliyorsunuz sorusuna... “Boş ver” diyor. İşimiz çok... Kaybedilen sağlık çalışanlarını rahmetle anıyor, çalışanlara Allah’tan güç kuvvet vermesini niyaz ediyorum. Kaybettiklerimize ister şehit payesi verilsin ya da verilmesin onlar bizim kıymetlilerimizdir, gönüllerde şehittirler. Birkaç kelime de Sayın Valimiz Funda KOCABIYIK’a yazmalıyım. Sokaklarda gördüğüm ender valilerden birisiniz. Elbette halkımızın iyiliği için çalışıyorsunuz, bunu biliyorum. Söylediklerinizi tartışmanın anlamı yok. Yapılan her iş halk için ise doğrudur. Oturduğunuz yerden ahkam kesmeyip, halkın arasına girerek sorunları gidermek adına yapılanları takdirle karşılıyorum. Asla yaranmak gibi bir düşüncemin olmadığının da bilinmesini isterim. Böyle bir şey mizacım değildir zaten. Bu virüs hepimizin dengesini bozdu. İçeride olmak kolay değil. Bir de ne zaman sonlanacağı belli olmayınca daha da ızdırap verici oluyor. Tutukluluk gibi... Hadi hükümlü olsan ne kadar içeride olacağın belli... Ucu bucağı görünmeyen bir yolculuktayız. Tutukluyuz. Ne yapıyoruz dersiniz. Ne yapalım televizyon-bilgisayar-telefon en yakın dostumuz oldu. Kitap okuyoruz desem pek doğru olmaz. Biz de zamane gençliği gibi işin kolayına kaçıp sosyal medyayla meşgul oluyoruz. Vallahi ne yalan söyleyeyim, sosyal medya yıkılıyor. Nereden bulurlar bilemiyorum, envai çeşit fıkralar, söylemler, resimler, karikatürler... Bakmaya inanın zaman bulamıyorum. Bazen de usanıyorum. Herkesten aynı iletiler gelince. Bakmaya bile yeltenemeyeceğim ama insanoğluyuz merakta ediyoruz... Hadi bakayım deyip şöyle bir gözden geçiriveriyorum. Normal zamanlarda telefonumun şarjı sabah doldurunca akşama kadar yetiyordu. Şimdi öğle sonuna zor ulaşıyor... Mesaj ve iletilerden gelen cuk cuk sesleri nedeniyle pili bitiveriyor... Corona günleri kilomuzu da etkiledi. Oturdukça, basküle daha fazla iş düşüyor. Olsun bakalım normale döndüğümüzde acısını çıkarırız, günlük yürüyüşlerimizi iki katına çıkarırız diye kendi kendimizi teselli etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok... Çoluğu-çocuğu, akrabayı, eşi dostu arkadaşları özledik görüşmeyeli. Her ne kadar telefon görüntülü bile olsa yüzyüzenin yerini tutmuyor. İllaki yanaktan bir öpücük olacak. Geçmişte böyle bir karantina yaşamıştım. Guatr nedeniyle atom almış ve 10 gün kimseyle temas etmeden bir odada kalmıştım. Şifa için bile olsa bana çok zor gelmişti. O zaman da televizyondaki tüm programları izlemiş hatta bir çoğunu ezberlemiştim. Yedinci gün idi. Sıkıntıdan çatlayacaktım. Hanıma dedim... Ben maça gideceğim. Şiddetle karşı çıktılar. Uşak’ın basketbol maçı vardı. Yıkılan ATATÜRK spor salonunda. Maç önemliydi ve 2. Ligde şampiyonluğa oynuyorduk. Bir kaç kat giyinip gittim ve maça girdim. Salonun arka köşesinde bir boşluk vardı. Kimseyle temas etmeden oraya konuşlandım. Az sonra bir güvenlik görevlisi geldi. Burada durmamam gerektiğini söyledi. Şaşırdım... Genç görevliye benim insanlarla temas etmemem gerektiğini, rahatsız olduğumu, atom aldığımı anlattım. Yetkiliye iletmesini söyledim. Gitti, geri geldi ve çıkmam gerektiğini tekrarladı. Radyasyon yüklüydüm... Gence sarıldım ve çıktım... Yanlıştı ama durduramadım kendimi.. Diyeceğim. Şimdi gönüllü hapishanedeyiz. Herkese kolaylıklar diliyorum, evdekilere ve evden zorunlu çıkacak olanlara. Mevlam sonumuzu hayır etsin. Umuyorum tez zamanda bu COVİD-19'dan da kurtuluruz. Kayıpların az olması dileğiyle, sağlıklı ve huzurlu günlere...
Ekleme Tarihi: 07 Nisan 2020 - Salı

CORONA GÜNLERİ...

Saymadım kaç gün oldu. On altı mı on yedi mi? Güneşi göremedim. Elbette benim gibi siz 65'liler de güneşsizsiniz günlerdir. Ne zaman sonlanacağı belli olmayan bir garabet içindeyiz. Bu hafta 20 yaş altı da eklendi bizlere.
Aslında her birey yaşa bakılmaksızın tehlike içinde. Ne yapacaksın piyango bize vurdu. Ama çare bu ve uymamız gerekiyor “EVDE KAL” uyarılarına. Dünya üzerinde neredeyse 1 milyona yaklaşan vaka sayısı ve uzmanların daha fazlalaşacağının üzerine basarak söylediği rakamlara ulaşmamak adına yapmamız gerekenlerden asla vazgeçmeyelim.
İlk başta, kurallara uymayıp dışarıya gereksiz çıkanlara şiddetle, öfkeyle bağırıyorum. “Sizler kendinizi akıllı, bizleri ahmak mı sanıyorsunuz? Bizler geleceğimiz için, çocuklarımız için, torunlarımız için içerdeyiz. Yoksa yaşamışız belli yılları. Aman sen de bundan sonra yaşasak ne olacak, yaşamasak ne olacak deyip kendimizi sokaklara atabilirdik.
Ama geleceğimizi karartmaya hakkımızın olmadığı bilinciyle belli bir süre elimizi ayağımızı sokaktan kesiverdik. Sizler de kurallara uyun artık. Biz aylarca çıkmayalım... Yeter ki insanlık büyük kayıplar yaşamasın.
İçeride olmak gerçekten zor imiş. Televizyonlar da Allah vere bizi izlemeyin diye ne kadar kötü program varsa yayınlıyorlar. Hele TRT böyle durumlara alışık değilmiş gibi sus-pus... Geçmişte böyle olağanüstü durumlarda Hasan MUTLUCAN’ın sesiyle uyanırdık. “Yine de şahlanıyor aman dam başının gülleri” türküsünü o davudi sesiyle canlandırırdı. (rahmetler olsun)... Şimdi kanalı açmaya bile üşeniyorum. Müzik programına bile reklam almış... İzlediğim en iyi program Sağlık Bakanı’nın akşam raporları. Takdirle karşılıyorum. Bilgileri paylaşıyor ve gazeteci arkadaşların sorularını alıyor. Ayırım yapmaksızın. Sakin cevaplarıyla bize güç-kuvvet veriyor. Ağlamaklı olduğu anlar da belleğimde. Kaç saat uyuyabiliyorsunuz sorusuna... “Boş ver” diyor. İşimiz çok... Kaybedilen sağlık çalışanlarını rahmetle anıyor, çalışanlara Allah’tan güç kuvvet vermesini niyaz ediyorum. Kaybettiklerimize ister şehit payesi verilsin ya da verilmesin onlar bizim kıymetlilerimizdir, gönüllerde şehittirler.
Birkaç kelime de Sayın Valimiz Funda KOCABIYIK’a yazmalıyım. Sokaklarda gördüğüm ender valilerden birisiniz. Elbette halkımızın iyiliği için çalışıyorsunuz, bunu biliyorum. Söylediklerinizi tartışmanın anlamı yok. Yapılan her iş halk için ise doğrudur. Oturduğunuz yerden ahkam kesmeyip, halkın arasına girerek sorunları gidermek adına yapılanları takdirle karşılıyorum. Asla yaranmak gibi bir düşüncemin olmadığının da bilinmesini isterim. Böyle bir şey mizacım değildir zaten.
Bu virüs hepimizin dengesini bozdu. İçeride olmak kolay değil. Bir de ne zaman sonlanacağı belli olmayınca daha da ızdırap verici oluyor. Tutukluluk gibi... Hadi hükümlü olsan ne kadar içeride olacağın belli... Ucu bucağı görünmeyen bir yolculuktayız. Tutukluyuz. Ne yapıyoruz dersiniz. Ne yapalım televizyon-bilgisayar-telefon en yakın dostumuz oldu. Kitap okuyoruz desem pek doğru olmaz. Biz de zamane gençliği gibi işin kolayına kaçıp sosyal medyayla meşgul oluyoruz. Vallahi ne yalan söyleyeyim, sosyal medya yıkılıyor. Nereden bulurlar bilemiyorum, envai çeşit fıkralar, söylemler, resimler, karikatürler... Bakmaya inanın zaman bulamıyorum. Bazen de usanıyorum. Herkesten aynı iletiler gelince. Bakmaya bile yeltenemeyeceğim ama insanoğluyuz merakta ediyoruz... Hadi bakayım deyip şöyle bir gözden geçiriveriyorum. Normal zamanlarda telefonumun şarjı sabah doldurunca akşama kadar yetiyordu. Şimdi öğle sonuna zor ulaşıyor... Mesaj ve iletilerden gelen cuk cuk sesleri nedeniyle pili bitiveriyor...
Corona günleri kilomuzu da etkiledi. Oturdukça, basküle daha fazla iş düşüyor. Olsun bakalım normale döndüğümüzde acısını çıkarırız, günlük yürüyüşlerimizi iki katına çıkarırız diye kendi kendimizi teselli etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok... Çoluğu-çocuğu, akrabayı, eşi dostu arkadaşları özledik görüşmeyeli. Her ne kadar telefon görüntülü bile olsa yüzyüzenin yerini tutmuyor. İllaki yanaktan bir öpücük olacak.
Geçmişte böyle bir karantina yaşamıştım. Guatr nedeniyle atom almış ve 10 gün kimseyle temas etmeden bir odada kalmıştım. Şifa için bile olsa bana çok zor gelmişti. O zaman da televizyondaki tüm programları izlemiş hatta bir çoğunu ezberlemiştim. Yedinci gün idi. Sıkıntıdan çatlayacaktım. Hanıma dedim... Ben maça gideceğim. Şiddetle karşı çıktılar. Uşak’ın basketbol maçı vardı. Yıkılan ATATÜRK spor salonunda. Maç önemliydi ve 2. Ligde şampiyonluğa oynuyorduk. Bir kaç kat giyinip gittim ve maça girdim. Salonun arka köşesinde bir boşluk vardı. Kimseyle temas etmeden oraya konuşlandım. Az sonra bir güvenlik görevlisi geldi. Burada durmamam gerektiğini söyledi. Şaşırdım... Genç görevliye benim insanlarla temas etmemem gerektiğini, rahatsız olduğumu, atom aldığımı anlattım. Yetkiliye iletmesini söyledim. Gitti, geri geldi ve çıkmam gerektiğini tekrarladı. Radyasyon yüklüydüm... Gence sarıldım ve çıktım... Yanlıştı ama durduramadım kendimi..
Diyeceğim. Şimdi gönüllü hapishanedeyiz. Herkese kolaylıklar diliyorum, evdekilere ve evden zorunlu çıkacak olanlara. Mevlam sonumuzu hayır etsin. Umuyorum tez zamanda bu COVİD-19'dan da kurtuluruz. Kayıpların az olması dileğiyle, sağlıklı ve huzurlu günlere...
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.