“Nazlı yardan bana bir haber gelmiş,
“Eğer doğru ise büktü belimi”...
.
Bu sabah uyandığımda haberlere baktım. “İran liderinin öldürüldüğü doğrulandı” diyor. Yani Hamaney saldırı sonucu hayatını kaybetmiş.. Aslında ölene ziyadesiyle üzülürüm, buna da üzüldüm. Kişi olarak, insan olarak. Ama esas üzüldüğüm ise bir ülke liderinin hedef alınarak özellikle öldürülmesini kabullenemiyorum. Her kim olursa olsun. Hele hele ülkelerin SAVAŞ halinde olması beni daha çok üzüyor. Objektif baktığımızda dünya ülkelerinin bir çoğu birbiriyle savaş ve çatışma halinde. Ama işin en kötüsü her ülke liderinin ağzında da BARIŞ kelimesi gevelenip duruyor.. Dünyamıza yazık oluyor.
Büyük bir ülkenin lideri olarak seçilen ve ilk işi “dünyadaki savaşları bitireceğim” diye söze başladı.
Ancak bu kişi sanki oyun oynuyormuşçasına, sanki şaka yapıyormuşçasına çevresini yok etmeye çalışıyor. Koca koca ülkelerin liderlerini kah tehdit ediyor kah gece baskınlarıyla yatağından ediyor. İşin enteresan tarafı da o ülke insanları ağzını açıp bu duruma tepki vermiyor. Veya veremiyor.. Şımarık tüccar gibi; “burayı bana sat ya da benim himayeme gir” gibi tekliflerle işi sulandırıyor.
Şimdide İran’ı yani komşu ülkemizi ne hale getirdi. Yönetim benim istediğim kişilerden oluşacak söylemleriyle Hamaney’in yaşamına son verdiği söyleniyor. Taaa binlerce kilometre uzaklardan elindeki her türlü imkanı kullanarak bir ülkeyi abluka altına alıp ve hem de lider kadrosunu yerle yeksan ederek yaşamlarına son vermek ne kadar doğru ne kadar kabullenilebilir bilemiyorum.
O ülkelerin liderleri yani yönetenleri kötü ve hatta daha da kötü olup insanların yaşamlarını kısıtlıyorlarsa ve bazı konularda olmadık işkenceler yapıyorlarsa, insanlığın kabul etmediği yanlış yollara sapıyorlarsa bu işi yapacak olanlar o ülke halkı olmalı. Seçimle ise seçimle ya da bilinen başka yöntemlerle liderini değiştirebilirler. Ancak başka ülkelerin bu durumlara dışarıdan müdahale ederek yeni sistemlerin kurulmasına dahil olmak kabul edilebilir mi?...
Zaten alevlerin dinmediği İRAN-İSRAİL savaşı yıllardır kanayan bir yara olarak ortada durup dururken elindeki imkanları kullanarak bu savaşı sürdürmek adına o ülkeyi abluka altına alıp masum insanlar da dahil olmak üzere bir çok cana kıyılması ne kadar kabul edilebilir.
Okuduğumuz TARİH kitaplarının ne kadar çok sayfalardan oluştuğunu hepimiz biliyoruz. Dünya kurulduğundan bu güne SAVAŞLARIN ardı arkası hiç kesilmemiş, İnsanlık önce karnını doyurmak için tabiata savaş açmış, karnı doyunca da etrafa ateşler saçmış. Genişlemek için komşularına saldırmış, kazandıkça iştahı açılmış yani saldırıdan ve talandan canilikten hiç vaz geçmemiş. Ve hala bu saldırı düzeni dünyamızın dört bir yanında sanki olağan bir olaymış gibi sürüp gitmektedir. Gül gibi yaşayıp gitmek varken elini kana bulayıp kan üzerine yaşam kurmak o insanların felsefesi olmuştur.
Bu gün dünyanın süper güçleri etrafına tehditler oluşturmakta hiç tereddüt etmeden yollarına devam etmektedirler. Irak, Suriye, Afganistan, Venezuella gibi ülkelerde yapılanlar masumane işler değildir. Aklımın erdiği kadar Amerika yıllar yılı Vietnam’da savaştı ve yıllar süren bu savaşı kazanamamış olsa da bu kez yüzünü başka ülkelere çevirip kendi isteklerini tatmin etme yoluna gitmektedir. Diğer süper güçler ise kendileri de aynı yolun yolcusu olduğundan bu yapılanlara tek söz etmeyip KINAMA beyanatlarıyla güya karşı durmaktadırlar. Hindistan-Pakistan ateş çemberinde, Koreler barut fıçısı, Rusya-Ukrayna dinmeyen sancı, Amerika, Meksika ve Küba’yı ablukaya almış durumda ve en yakınımızda İsrail İRAN kalla kuyusu.. Ve biz de bu kadar olumsuzluklar içinde ona sus buna dur demekten yorulduk adeta. Bir çoğunda arabuluculuk yapmamıza rağmen sular bir türlü durulmadı.
Ortadoğu yanıyor ve de yanmaya devam ediyor. İçime sinmeyen bu ülkelerin bir çoğunun da aynı şartlara sahip olması. Tarih kitaplarında yıllarca OKUDUK, anlamaya çalıştık. HAÇLI SEFERLERİ vardı. Din savaşlarında Hıristiyanlarla Müslümanlar savaştılar yıllar yılı Ama şimdi kimin kiminle savaştığı belli değil.
Bir çok ittifak ya da destek, işlerin artık o anlamda olmadığını; savaşların anlamının sadece PARA ve MENFAAT olduğunu göstermektedir. İnsanlık SİLAHSIZLANMA için ne kadar gayret gösterdiyse silah tüccarları da onlardan iki kat fazla gayret göstererek amaçların ulaşmanın peşindeler. Anlaşılıyor ki silah tüccarları hep galip geliyor. Ve bu sayede binlerce, milyonlarca yaşam sona eriyor; canlar heba oluyor.
SAVAŞ her zaman kandır, gözyaşıdır, yok olmaktır. İnsanlık bu duruma ne zaman DUR diyebilecek bilemiyorum. Biraz zor ama imkanları BARIŞ’tan yana kullanmak bana göre en akıllıca olur derim.
