Merhaba değerli okurlarım. Bu hafta başında yine Romanya izlenimlerini aktarmayı düşündüm. Ancak ilk baştan belirtmeliyim ki amacım Romanya’yı övmek değil. Benim için memleketim TÜRKİYE her ülkeden daha güzel ve daha yaşanır bir yerdir. Ve tabiidir ki herkesin de ülkesi değerli ve farklıdır.
Bizler bir fırsatı değerlendirip Türkiye Gazeteciler Federasyonu olarak Sayın Dr. Tamer Atalay’ın konuğu olarak Romanya’ya gittik ve belli bir plan çerçevesinde çeşitli yerleri gördük. İzlenimlerimin bir bölümünü geçen haftaki yazımda aktarmaya çalışmıştım. Şimdi detaylandırıp sizlere aktarıyorum.
Hikaye Dr. Tamer Atalay’ın 30 yıl önce bir vesile ile Romanya’ya gitmesi ile başlıyor. İlk olarak orada Sanayi ve Ticaret Odası’nı kurmuş.
Türkiye ile Romanya arasındaki bağın kurulmasına vesile oluyor. Zaman içinde ülke insanımızı buraya davet ederek onların Romanya’da yatırım yapmasının önünü açıyor. Şimdi ise 1.500'e yakın iş adamı Romanya’da bulunuyor. Hatta ilk ekmek fırını kuranlar bile TÜRK. Son akşam yemek yediğimiz “CİĞERCİM” gibi.
Ziyaretimizin ilk ve en önemli konusu ise Romanya Profesyonel Gazeteciler Birliği ile Türkiye Gazeteciler Federasyonu arasında imzalanan işbirliği anlaşması. Bu anlaşmanın iki ülke gazetecileri arasındaki sıcak ilişkiyi daha canlı tutacağı ve gazetecilere yararlı olacağı aşikardır. O ülkenin Avrupa Birliği’ne girmiş olması bizim de Avrupa ilişkilerimizde önemli bir yer tutacağını düşünmekteyim.
Sayın Süleyman Demirel (Rahmetle anıyorum) döneminde ATATÜRK büstünün bir meydana yerleştirilmesi, Pakistan’dan sonra bizimle ilişkilerin en sıcak olduğu bu ülkeyi görmek, tanımak bizim için değerliydi. Uzun yıllara dayanan ilişkilerimizin daha da verimli olması için gayret gösteren insanlarımıza da yürekten teşekkür etmeyi de bir borç bilirim.
“Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun da gördüklerini gezdiklerini anlat” derler ya, işte ben de öyle yapayım diyorum. Gerçekten Romanya yemyeşil doğa örtüsü ve ormanları bol bir yer. Gittiğimiz 100 km.’yi bulan yere ulaşırken sağımızın solumuzun bitki örtüsü ormanlık alanlar harikaydı. Dikkatimi çeken en önemli detay ise müzelere bile PASAPORT ile girişimiz idi. Ziyaretimizin onların dini bayramlarına rastlamış olması hem trafik açısından ve hem de insan seli açısından çok kalabalık bir görüntü oluşturmuştu Kral 1. ci CAROL tarafından 1883 yılında yaptırılan PELEŞ Şatosu tepeden tırnağa ahşap mimarisiyle gerçekten göz kamaştırıyordu. Şimdi bile bulamayacağımız ahşap ustalarının emekleri ile ilmek ilmek işlenmiş bu MÜZE gibi şatoyu gezerken hayretlerimizi gizleyemedik. Bu güne kadar korunmuş ve hala dimdik ayakta durması çok önemliydi.
Yolumuz ormanların içinde yine ahşabın hakim olduğu bir dağ restoranına uğradı. Yediklerimizden söz etmeyeceğim. Her köşesi akla gelmeyecek TURŞU çeşidiyle bezenmiş bu restoranda sizi müzikle karşılıyorlar. Ve yemek boyunca hem yerel müzik ve hem de TÜRKÇE şarkılarla güzel yemek menüsüne eşlik ediyorlar.
1400'lü yıllarda yaşamış Kazıklı VOYVODA namı değer Kont DRAKULA’nın şatosunu ziyaret ediyoruz. Yüksek bir tepeye yapılmış ve yine ahşap mimarisinin hakim olduğu bu şatoya çıkarken yolumuzun üstünde oldukça iri yapılarıyla sizi balkabakları karşılıyor. Hikayesi ise Kontun kellesi bu bal kabaklarının içinde padişaha sunulmuş. Kazıklı VOYVODA düşmanlarını ve askerleri kazıklara oturtarak cezalandırmaktaymış.
1.100 odalı saraydayız şimdide. Hani “konaklar yaptırdım döşetemedim için de üç gün üç gece baş edemedim” diye bir türkümüz var ya, işte ÇAVUŞESKO’nun kaderi de böyle olmuş Sovyetler Birliği tarafından iktidara getirilen bu kişi 700 mimara tasarlattığı sarayın yapımın başlamış, hiçbir maddi fedakarlıktan kaçınmayıp inşaat devam ederken halkın ayaklanması ile saraydan kaçmış ama ilk yakalandığı yerde idam edilerek yaşamına son verilmiş. Yarım kalan inşaat daha sonra tamamlanabilmiştir. Ve Romanya Parlamentosu olarak bugün hizmete devam etmektedir. Ve burada da girişimiz yine pasaport ile olmuştur.
Teşekkürlerimi önceki yazımda bolca yaptım. Şimdi de düşüncelerimi yazayım. 1960 yıllarda girmek için ilk müracaatımızı yaptığımız Avrupa Ekonomik Topluluğu şimdi Avrupa Birliği bizi sudan nedenlerle hala kabul etmemiştir. Burada kimin suçu var bilemiyorum. Ama Romanya buradan oldukça fazla hizmet ve yardım alarak paçasını oldukça toparlamış görünüyor. Ülkenin geçmiş dönemde yaşanmış eksiklikleri bir bir yenilenip hayata geçiriliyor. Niye biz giremiyoruz?...
Bir de şöyle düşünüyorum. Adam sen de bizde girmeyiverelim. Kendi yağımızla kavrulalım. Onların ağız kokusunu çekeceğimize kendi kendimize yaşayalım diyorum. Olmaz mı?...
