A. Erkin Sarıoğlu
Köşe Yazarı
A. Erkin Sarıoğlu
 

YAŞANMIŞ HİKAYELER 3

Önceki anlattıklarımda eksik var fazlası yoktur. Belki bir kısmını kısaca anlatmış olabilirim. Ama bunları yaşadıkça cami avlusunda biz bize kaldığımız ihtiyar köylülerimizin anlattıklarına da bir kulak verin isterseniz..  - “Hocam!” diye söz başlıyor yaşlı amcam.. - “Şu camiyi görüyorsun ya!”... - “Evet” diyorum. - “İşte şu avlunun ucuna kadar buralar ceviz ağacından geçilmezdi. Dağlar taşlar ceviz olurdu. Köylüler hasat zamanı cevizleri çuvallara doldurup imkanı olanlar şehre götürür, imkanı olmayanlar da buralarda satmaya çalışırlardı”. Yine bir hasat mevsimi herkes cevizin çuvallamış satmak için fırsat gözlüyordu.. O da ne, kısmet ayaklarına gelivermişti. Cami kapısının önünde bir taksi durdu. Belli ki bir tüccardı. Selam verdi.. - “Komşular ben ceviz tüccarıyım.. Satmak isteyenlerin cevizlerini alacağım”.. - “Kaça alıyorsun” dediler.. O günlerde piyasası 50 lira idi. O da; - “Otuzdan alıyorum” dedi.. Kimse satmak istemedi. Uzun sohbetler sonrasında adam ikna oldu ve 50 liradan vermeye karar kıldılar. Camiden anons yapıldı.  - “Köyümüze ceviz alıcı gelmiştir, satmak isteyenler cami avlusuna getirsin, ölçeği 50 lira”.. denildi.. Avluya büyükçe bir kilim serildi.. Satmak isteyenler cevizlerin çuvalını omuzlayıp avluya getirdiler. Tüccar cevizleri ölçüyor, çuvalları kilimin üzerine boşaltıyordu. Satanlara da elindeki makbuza adını soyadını yazıp miktar belirterek bir fiş veriyordu. Vakit akşama yaklaşmış ve neredeyse bir kamyon ceviz öbeklenmişti.. Adam çantasını çıkardı para dağıtacaktı ama; - “Komşular, ben bankadan para çekip geleceğim hem bir de kamyon ayarlayıp geleyim” diyerek hızlıca oradan uzaklaştı.. Köylüler bir şey diyemediler. Adam gitti.. Olumlu olumsuz sohbetler yapıldı saatlerce.. Karanlık çökmeye başlamıştı ki insanlarda tedirginlik başladı. Adam gelmezse biz ne yaparız.. Birisi dedi.. Yahu cevizler burada, herkes getirdiği kadarını alır.. Birisi söze girdi.. - “Benim ceviz ince kabukluydu şimdi onu nasıl ayıracağız”. Benimki böyle, seninki şöyle derken iş neredeyse kavgaya dönüşecekti ki.. Bir taksi cami avlusu önünde durdu. Bir başka adam selam vererek insanların arasına geldi.. - “Hayrola ne yapıyorsunuz?”.. İnsanlar anlattı, bir tüccar geldi cevizlerimiz alacaktı, gitti.. Gidiş o gidiş, ne gelen var ne giden.. Adama “la havle” çekti.. - “Yahu siz onu bilmiyor musunuz.. O dolandırıcıdır. İyi ki cevizleri vermemişsiniz”. diye teselli etti.. - “EEE şimdi ne yapacaksınız?”… Hep bir ağızdan; - “Bilemiyoruz!”… Adam; - “Ben size bir iyilik edeyim, ben alayım bari” dedi.. - “Olur” dediler. Ama adam; - “Ben elliden alamam, otuzdan verin sizin mağduriyetinizi gidereyim”. Uzun tartışmalardan sonra kabul etmek zorunda kaldılar. Ve adam herkesin elindeki fişe göre paraları ödeyip az ötede bekleyen kamyona yükleyerek köyden ayrıldı.. Sonradan anlaşıldı ki önceki tüccarla bu adam ortaklar. Yani bizi ketenpereye getirmişler. İşte biz böyle bir köylüyüz dediler.. Saf ve temiz.. Ceviz hikayesi bitince başka neler var dedim.. Hemen diğer yaşlı amcam söze başladı. Bak hocam vallahi bu da gerçek anlatayım dedi.. - “Köyümüz dağ köyü, suyu taaa bilmem kaç kilometre uzaktan merkeplerle getiriyoruz. Her ev için telaşlı bir uğraşı ama ne yapacaksın su olmazsa hayat yok.. Mecburen gidiyor gençlerimiz.. Falanca muhtar döneminde köyümüze su getirtmek için defalarca su işlerinin kapısına dayandık. Her gittiğimizde önümüzdeki yılın planına aldık deyip bizleri savuyorlar.. İşte tam böyle bir dönemde eli çantalı güzel giyimli kıravatlı bir kişi köye geliyor.. “Muhtar nerede?”.. Muhtar ihtiyar heyeti toplanıyorlar.. Mühendis; - “Beni Devlet Su İşleri gönderdi, köyün su işi için plan hazırlayacağım”. Herkeste bir sevinç, bir mutluluk.. Ha yaşayasın mühendis bey.. Vallahi uzun uğraşılardan sonra köyümüze su gelecek.. Hemen köy odası hazırlanıyor. Çift döşek atılıyor, yiyecekler, tavuklar, etler hazırlanıyor.. Mühendis olan kişi yanına uyanık bir genci alıyor ve başlıyor bağları bahçeleri dağa doğru haritalandırıp çalışıyor. Kendince bir harita hazırlıyor ve geceleri de bunları çizip çizip çalışmalar yapıyor. Neredeyse bir ay uğraşıyor. Sonra; - “Muhtar, ben bunları müdürlüğe götürüp üzerinde çalışacağım” deyip ayrılıyor. Üç beş gün sonra köye dönüyor. Yine köy odasına yerleşip haritaları açıklamaya koyuluyor.. Yanındaki uyanık gençten köyde kimin nüfuzlu olduğu, kimin hali vakti yerinde olduğunu öğreniyor. Sonra ufak ufak sızıntılar yapıp o zengin ve nüfuzlu insanları gece yarısından sonra köy odasına çağırıyor.. Gelen köylüye; - “Bak falanca ağa, ben su yollarını çizdim ama benim planda su yolu senin tarlandan geçmiyor. Biliyorsun ki su olmayan tarla bir işe yaramaz. Ama sen varlıklı biriymişsin.. Bana dersen bir yolu var mı diye.. Var vallahi!”… Varlıklı köylü;…. - “Mühendis bey, varsa bir yolu bana yardımcı ol.. Eee biz de size yardımcı olalım”.. Ve borsa kuruluyor.. “O zaman şu kadar verirsen yolu değiştirir, senin tarlanın başından geçiririm”. Veriyor… Mühendis de kara kalem ile çizdiği bu haritada su yolunu değiştiriyor. Derken ertesi gece bir başka zengin davet ediliyor. O da gereğini yapıyor. Sonra bu kulaktan kulağa fısıltı halinde dolaşınca varlıklılar su yollarını tarlalarının başından geçecek şekilde ayarlatıyorlar.. Tabi bu iş için bir, iki ay uğraş veriyor mühendis bey.. Sonra gidip Devlet Su İşlerinden planın tastiklenmesi için köylülerden müsaade istiyor.
Ekleme Tarihi: 14 Temmuz 2025 -Pazartesi

YAŞANMIŞ HİKAYELER 3

Önceki anlattıklarımda eksik var fazlası yoktur. Belki bir kısmını kısaca anlatmış olabilirim. Ama bunları yaşadıkça cami avlusunda biz bize kaldığımız ihtiyar köylülerimizin anlattıklarına da bir kulak verin isterseniz.. 
- “Hocam!” diye söz başlıyor yaşlı amcam..
- “Şu camiyi görüyorsun ya!”...
- “Evet” diyorum.
- “İşte şu avlunun ucuna kadar buralar ceviz ağacından geçilmezdi. Dağlar taşlar ceviz olurdu. Köylüler hasat zamanı cevizleri çuvallara doldurup imkanı olanlar şehre götürür, imkanı olmayanlar da buralarda satmaya çalışırlardı”.
Yine bir hasat mevsimi herkes cevizin çuvallamış satmak için fırsat gözlüyordu.. O da ne, kısmet ayaklarına gelivermişti. Cami kapısının önünde bir taksi durdu. Belli ki bir tüccardı. Selam verdi..
- “Komşular ben ceviz tüccarıyım.. Satmak isteyenlerin cevizlerini alacağım”..
- “Kaça alıyorsun” dediler.. O günlerde piyasası 50 lira idi. O da;
- “Otuzdan alıyorum” dedi.. Kimse satmak istemedi. Uzun sohbetler sonrasında adam ikna oldu ve 50 liradan vermeye karar kıldılar. Camiden anons yapıldı. 
- “Köyümüze ceviz alıcı gelmiştir, satmak isteyenler cami avlusuna getirsin, ölçeği 50 lira”.. denildi..
Avluya büyükçe bir kilim serildi.. Satmak isteyenler cevizlerin çuvalını omuzlayıp avluya getirdiler. Tüccar cevizleri ölçüyor, çuvalları kilimin üzerine boşaltıyordu. Satanlara da elindeki makbuza adını soyadını yazıp miktar belirterek bir fiş veriyordu. Vakit akşama yaklaşmış ve neredeyse bir kamyon ceviz öbeklenmişti.. Adam çantasını çıkardı para dağıtacaktı ama;
- “Komşular, ben bankadan para çekip geleceğim hem bir de kamyon ayarlayıp geleyim” diyerek hızlıca oradan uzaklaştı.. Köylüler bir şey diyemediler. Adam gitti.. Olumlu olumsuz sohbetler yapıldı saatlerce.. Karanlık çökmeye başlamıştı ki insanlarda tedirginlik başladı. Adam gelmezse biz ne yaparız.. Birisi dedi.. Yahu cevizler burada, herkes getirdiği kadarını alır..
Birisi söze girdi..
- “Benim ceviz ince kabukluydu şimdi onu nasıl ayıracağız”.
Benimki böyle, seninki şöyle derken iş neredeyse kavgaya dönüşecekti ki.. Bir taksi cami avlusu önünde durdu. Bir başka adam selam vererek insanların arasına geldi..
- “Hayrola ne yapıyorsunuz?”..
İnsanlar anlattı, bir tüccar geldi cevizlerimiz alacaktı, gitti.. Gidiş o gidiş, ne gelen var ne giden..
Adama “la havle” çekti..
- “Yahu siz onu bilmiyor musunuz.. O dolandırıcıdır. İyi ki cevizleri vermemişsiniz”. diye teselli etti..
- “EEE şimdi ne yapacaksınız?”…
Hep bir ağızdan;
- “Bilemiyoruz!”…
Adam;
- “Ben size bir iyilik edeyim, ben alayım bari” dedi..
- “Olur” dediler. Ama adam;
- “Ben elliden alamam, otuzdan verin sizin mağduriyetinizi gidereyim”.
Uzun tartışmalardan sonra kabul etmek zorunda kaldılar. Ve adam herkesin elindeki fişe göre paraları ödeyip az ötede bekleyen kamyona yükleyerek köyden ayrıldı.. Sonradan anlaşıldı ki önceki tüccarla bu adam ortaklar. Yani bizi ketenpereye getirmişler. İşte biz böyle bir köylüyüz dediler.. Saf ve temiz..
Ceviz hikayesi bitince başka neler var dedim..
Hemen diğer yaşlı amcam söze başladı. Bak hocam vallahi bu da gerçek anlatayım dedi..
- “Köyümüz dağ köyü, suyu taaa bilmem kaç kilometre uzaktan merkeplerle getiriyoruz. Her ev için telaşlı bir uğraşı ama ne yapacaksın su olmazsa hayat yok.. Mecburen gidiyor gençlerimiz.. Falanca muhtar döneminde köyümüze su getirtmek için defalarca su işlerinin kapısına dayandık. Her gittiğimizde önümüzdeki yılın planına aldık deyip bizleri savuyorlar..
İşte tam böyle bir dönemde eli çantalı güzel giyimli kıravatlı bir kişi köye geliyor.. “Muhtar nerede?”.. Muhtar ihtiyar heyeti toplanıyorlar.. Mühendis;
- “Beni Devlet Su İşleri gönderdi, köyün su işi için plan hazırlayacağım”.
Herkeste bir sevinç, bir mutluluk.. Ha yaşayasın mühendis bey.. Vallahi uzun uğraşılardan sonra köyümüze su gelecek.. Hemen köy odası hazırlanıyor. Çift döşek atılıyor, yiyecekler, tavuklar, etler hazırlanıyor.. Mühendis olan kişi yanına uyanık bir genci alıyor ve başlıyor bağları bahçeleri dağa doğru haritalandırıp çalışıyor. Kendince bir harita hazırlıyor ve geceleri de bunları çizip çizip çalışmalar yapıyor. Neredeyse bir ay uğraşıyor. Sonra;
- “Muhtar, ben bunları müdürlüğe götürüp üzerinde çalışacağım” deyip ayrılıyor. Üç beş gün sonra köye dönüyor. Yine köy odasına yerleşip haritaları açıklamaya koyuluyor.. Yanındaki uyanık gençten köyde kimin nüfuzlu olduğu, kimin hali vakti yerinde olduğunu öğreniyor. Sonra ufak ufak sızıntılar yapıp o zengin ve nüfuzlu insanları gece yarısından sonra köy odasına çağırıyor.. Gelen köylüye;
- “Bak falanca ağa, ben su yollarını çizdim ama benim planda su yolu senin tarlandan geçmiyor. Biliyorsun ki su olmayan tarla bir işe yaramaz. Ama sen varlıklı biriymişsin.. Bana dersen bir yolu var mı diye.. Var vallahi!”…
Varlıklı köylü;….
- “Mühendis bey, varsa bir yolu bana yardımcı ol.. Eee biz de size yardımcı olalım”.. Ve borsa kuruluyor.. “O zaman şu kadar verirsen yolu değiştirir, senin tarlanın başından geçiririm”. Veriyor… Mühendis de kara kalem ile çizdiği bu haritada su yolunu değiştiriyor. Derken ertesi gece bir başka zengin davet ediliyor. O da gereğini yapıyor.
Sonra bu kulaktan kulağa fısıltı halinde dolaşınca varlıklılar su yollarını tarlalarının başından geçecek şekilde ayarlatıyorlar.. Tabi bu iş için bir, iki ay uğraş veriyor mühendis bey.. Sonra gidip Devlet Su İşlerinden planın tastiklenmesi için köylülerden müsaade istiyor.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Şaban KURULTAY.
(15.07.2025 17:45 - #718)
Emeklerinin karşılığını almışsın. Boşa gitmemiş.Şimdiki durumu nasıl acaba.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.