Avni Erdal Sarıoğlu
Köşe Yazarı
Avni Erdal Sarıoğlu
 

BÜYÜK ZAFER

Büyük zafer, 30 Ağustos... Bu ülkenin kurulmasındaki, temellerinin atılmasındaki en büyük adım... Günümüzü borçlu olduğumuz en önemli olay, 30 Ağustos... En güçsüz zamanlarımızda yokluk, yoksulluk içerisinde, bitmiş tükenmiş bir millet. Tamamen bitmek üzere olan Osmanlı'dan sonra bütün umudunu kaybetmiş, düşmanın işgalinden önce esareti bile kendine alıştırmaya başlamış Anadolu insanı. Son anda, son umutlu çıkan bir kahraman; "gerçek kahraman" insanları nasıl da yeniden ateşlemiş, umutlarını nasıl da yeniden ayağa kaldırmış. Büyük insan Mustafa Kemal Atatürk, yanındaki bir avuç yoldaşıyla, aynı şahlanışa inanmış; koskoca yüreklerle büyük bir ZAFER ATEŞİNİ yeniden yakmışlar. Samsun'dan başlayan bu kutsal yolculuk yine zorlu, yokluk içerisinde gelmiş, Dumlupınar'a kadar dayanmış. Nice dağlar aşılmış, nice yollar katedilmiş, ayaklardaki çarıklar parçalanmış, yürekler dağlanmış, çok canlar yanmış, çok acılar çekilmiş ama bu milleti esaretten kurtarmaya and içmiş bu kahramanın davasına elbirliğiyle inanılmış. Ve yedisinden yetmişine tek kurtuluşun düşmanı bu vatandan atmak olduğu benimsenerek “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM" diye and içilmiş. Yine Gazi Mustafa Kemal'in üstün askeri zekası ve dahi planıyla 26 Ağustos'ta BÜYÜK TAARRUZ başlatılmış. Öyle ki bunun son umut olduğunun bilinciyle askeri komuta, "ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ,  diyerek yüksek kararlı bir taarruz başlatmış. 30 Ağustos'ta Dumlupınar, Afyon derken ordularımız 31 Ağustos günü ilçemize,BANAZ’a girerek düşmanı kaçtığı İzmir'e doğru kovalamaya, adım adım Ege'yi işgalcilerden kurtarmaya devam etmiş. 1 Eylül'de Uşak'ta Göğem köyünde General Trikopis esir alınması  zaferin ilk müjdecisi olmuş. Bu kutlu harekât 9 Eylül'de düşmanın gemilerine binerek İzmir'den can havliyle kaçmasıyla son bulmuş. Bu olanlar, yaşananlar çok basit, çok olağan bir film sahnesi gibi değil mi? Tabii ki şimdi bize öyle geliyor. Ancak elbette böyle değil. Elbette bu kadar basit ve kolay değil. Bakınız bizzat yaşadığı zamanlar anılarını kendi ağzından dinlediğimiz ilçemizin Çamsu köyünden KATİP AMCA (Mehmet Pınar) aradan 90 yıl geçmesine rağmen nasıl heyecanlı, nasıl duygulanarak anlatıyordu. "O zamanlar 10 yaşlarında bir çocuktum. Köyümüz (Çamsu-Çece) Yunan askerlerinin işgali altındaydı. 30 Ağustos'ta Atatürk'ün kumandanlığında başlayan harekatla askerler köyü kaçarak terk etmeye başladılar. Ben de bir kaç arkadaşımla dağda hayvan güdüyordum. Askerlerin seslerini duyunca yanımdakiler saklanmışlar. Beni yakalayan askerler kendilerinin Uşak'a gideceklerini ve benden ne tarafa gitmeleri gerektiğini söyleyerek yolu göstermemi söylediler. Ben ilk anda çok korksam da sonradan aklıma gelen kurnazlıkla yola koyulduk. Ve onlarla yarım saat yürüdükten sonra elimle işaret ederek Uşak istikameti yerine ters yöne doğru yolladım. Çok bir tehlikeli iş yapmıştım. Muhtemelen fark etseler beni hiç gözlerini kırpmadan öldürebilirlerdi. Ancak Türk askerlerinin gelmesi sonrasında kendilerinin silahlı çatışmada imha edildiğini öğrenmiştim. Zor günlerdi, çok acı ve kabus gibi günlerdi. Allah Atatürk'ümüzden ve yanındaki rütbeli rütbesiz bütün askerlerimizden razı olsun, mekanları cennet olsun" diye anlatırdı. Sözleri bittikten sonra da gözünden iki damla yaş süzülürdü. Senin de mekanın cennet olsun KATİP AMCA. Biz; bu günlerimizi Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıyla sizlere borçluyuz. Hepinize Allah rahmet eylesin...
Ekleme Tarihi: 01 Eylül 2026 -Salı

BÜYÜK ZAFER

Büyük zafer, 30 Ağustos... Bu ülkenin kurulmasındaki, temellerinin atılmasındaki en büyük adım... Günümüzü borçlu olduğumuz en önemli olay, 30 Ağustos...
En güçsüz zamanlarımızda yokluk, yoksulluk içerisinde, bitmiş tükenmiş bir millet. Tamamen bitmek üzere olan Osmanlı'dan sonra bütün umudunu kaybetmiş, düşmanın işgalinden önce esareti bile kendine alıştırmaya başlamış Anadolu insanı. Son anda, son umutlu çıkan bir kahraman; "gerçek kahraman" insanları nasıl da yeniden ateşlemiş, umutlarını nasıl da yeniden ayağa kaldırmış. Büyük insan Mustafa Kemal Atatürk, yanındaki bir avuç yoldaşıyla, aynı şahlanışa inanmış; koskoca yüreklerle büyük bir ZAFER ATEŞİNİ yeniden yakmışlar.
Samsun'dan başlayan bu kutsal yolculuk yine zorlu, yokluk içerisinde gelmiş, Dumlupınar'a kadar dayanmış. Nice dağlar aşılmış, nice yollar katedilmiş, ayaklardaki çarıklar parçalanmış, yürekler dağlanmış, çok canlar yanmış, çok acılar çekilmiş ama bu milleti esaretten kurtarmaya and içmiş bu kahramanın davasına elbirliğiyle inanılmış.
Ve yedisinden yetmişine tek kurtuluşun düşmanı bu vatandan atmak olduğu benimsenerek “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM" diye and içilmiş. Yine Gazi Mustafa Kemal'in üstün askeri zekası ve dahi planıyla 26 Ağustos'ta BÜYÜK TAARRUZ başlatılmış. Öyle ki bunun son umut olduğunun bilinciyle askeri komuta, "ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ,  diyerek yüksek kararlı bir taarruz başlatmış.
30 Ağustos'ta Dumlupınar, Afyon derken ordularımız 31 Ağustos günü ilçemize,BANAZ’a girerek düşmanı kaçtığı İzmir'e doğru kovalamaya, adım adım Ege'yi işgalcilerden kurtarmaya devam etmiş. 1 Eylül'de Uşak'ta Göğem köyünde General Trikopis esir alınması  zaferin ilk müjdecisi olmuş. Bu kutlu harekât 9 Eylül'de düşmanın gemilerine binerek İzmir'den can havliyle kaçmasıyla son bulmuş.
Bu olanlar, yaşananlar çok basit, çok olağan bir film sahnesi gibi değil mi? Tabii ki şimdi bize öyle geliyor. Ancak elbette böyle değil. Elbette bu kadar basit ve kolay değil. Bakınız bizzat yaşadığı zamanlar anılarını kendi ağzından dinlediğimiz ilçemizin Çamsu köyünden KATİP AMCA (Mehmet Pınar) aradan 90 yıl geçmesine rağmen nasıl heyecanlı, nasıl duygulanarak anlatıyordu.
"O zamanlar 10 yaşlarında bir çocuktum. Köyümüz (Çamsu-Çece) Yunan askerlerinin işgali altındaydı. 30 Ağustos'ta Atatürk'ün kumandanlığında başlayan harekatla askerler köyü kaçarak terk etmeye başladılar. Ben de bir kaç arkadaşımla dağda hayvan güdüyordum. Askerlerin seslerini duyunca yanımdakiler saklanmışlar. Beni yakalayan askerler kendilerinin Uşak'a gideceklerini ve benden ne tarafa gitmeleri gerektiğini söyleyerek yolu göstermemi söylediler. Ben ilk anda çok korksam da sonradan aklıma gelen kurnazlıkla yola koyulduk.
Ve onlarla yarım saat yürüdükten sonra elimle işaret ederek Uşak istikameti yerine ters yöne doğru yolladım. Çok bir tehlikeli iş yapmıştım. Muhtemelen fark etseler beni hiç gözlerini kırpmadan öldürebilirlerdi. Ancak Türk askerlerinin gelmesi sonrasında kendilerinin silahlı çatışmada imha edildiğini öğrenmiştim. Zor günlerdi, çok acı ve kabus gibi günlerdi. Allah Atatürk'ümüzden ve yanındaki rütbeli rütbesiz bütün askerlerimizden razı olsun, mekanları cennet olsun" diye anlatırdı. Sözleri bittikten sonra da gözünden iki damla yaş süzülürdü.
Senin de mekanın cennet olsun KATİP AMCA. Biz; bu günlerimizi Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarıyla sizlere borçluyuz. Hepinize Allah rahmet eylesin...
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.