Ülkemizde yıllardır uzlaşılamayan tartışmalardan biri de "basın özgürlüğü" dür. Türkiye’de basın özgürlüğü var mıdır, yok mudur?
Her zaman iktidara yakın olanlar basının yani gazetelerin özgürlüğünden bahseder, diğerleri ise asla bu özgürlüğün kendilerine uygulanmadığını söyler. Ama özgürlük kime göre neye göre o bir türlü bilinmez.
Bu arada yukarıdaki paragrafta "basın özgürlüğü" derken gazeteleri ve gazetecileri kastettiğimi özellikle vurguladım. Çünkü ülkemizde kayıtsız küreksiz; çoğunluğu denetimsiz kontrolsüz olan çeşitli sosyal medya platformlarında yalan demeden, doğru demeden bir şeyler yazanları bu kesimden ayrı ele almak lazımdır diye düşünüyorum.
Evet, bizde basın özgürlüğü var mı? Elbette var tabii, özellikle iktidarın doğrultusunda, onların istediklerini yazıp yayınlayanlara sınırsız basın özgürlüğü var. Onlar bağlı oldukları kesimin karşısındaki herkese; muhalefete, aykırı konuşanlara, kendilerine karşı olanlara istedikleri hakaretleri edebilme özgürlüğüne sahiptirler. Yani konuşmaları fazla tehditkâr olmaktadır.
Ekranda sıkça ve çokça gördüğümüz kadarıyla ağalarına yaranmak için muhalefetteki herkesin hakkında iri darı haberler yapabilmekte, hatta bazı parti milletvekillerinin vekilliklerinin kaldırılması, partilerinin kapatılması gibi sözleri de özgürce yapabilmektedirler. Çünkü onlar basın olarak özgürdürler. Ama diğerleri yazdığı her yazıdan değil, her kelimeden, her harften sorumlu tutulabilmektedirler.
Bunları söylerken, yazarken elbette bizzat gözümüzün önünde yaşananları bildiğimiz için söylüyoruz. Ancak durumun bir de resmi istatistiki tarafını da tahlil etmek gerekiyor. Örneğin dünyada toplam 195 ülke varken bizler basın özgürlüğünde maalesef 163. sırada yer almaktaymışız. Avrupa'nın göbeğinde en ücra ülkelerden bile çok altlarda yer alan bir sıralama! Ne vahim değil mi?
Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın raporuna göre konunun ayrıntıları şöyle :
2022 tarihinden itibaren en az 88 gazeteci hakkında toplam 113 soruşturma başlatıldı. 29 gazeteci gözaltına alındı ve altı gazeteci tutuklandı. Bir gazeteci hakkında konutu terk etmeme şeklinde adli kontrol tedbirine hükmedildi. Soruşturmaların 49 takipsizlik kararı ile sonuçlanırken, 29’u iddianame düzenlenerek kovuşturma aşamasına taşındı. Açılan davaların 15’inde ilk derece mahkemeleri tarafından beraat kararları verildi; 12’sinde ise yargılamaya devam edildi. Bir dosyada ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararı istinaf incelemesi sonucunda bozuldu ve beraat kararına hükmedildi.
Nisan 2025-Nisan 2026 tarihleri arasında görülen ceza yargılamalarının 16’sında gazetecilerin TCK 217/A suçlaması ile yargılandığı görüldü. 16 ayrı ceza dava dosyasında 19 gazeteci yargılandı. Beş ceza dava dosyasında yedi gazeteci hakkında beraat kararı verilirken 12 gazeteci hakkında ceza yargılamaları devam etti. Son bir yılda 67 gözaltı işleminden 20’sinin gerekçesi TCK 217/A suçlaması oldu. 20 gözaltı işleminden yalnızca üç gazeteci ifadesinin ardından serbest bırakıldı. İki gazeteci hakkında tutuklama kararı verilirken, bir gazeteci hakkında konutu terk etmeme, 14 gazeteci hakkında ise imza ve yurtdışı çıkış yasağı şeklinde çeşitli adli kontrol tedbir kararlarına hükmedildi.
Raporda öne çıkan diğer veriler ise şöyle; 1 Nisan 2026 itibarıyla en az 14 gazeteci, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle cezaevlerinde bulunmakta. Nisan 2025-Nisan 2026 döneminde en az 53 gazeteci hakkında soruşturma açıldı, 67 gözaltı işlemi uygulandı. Bu süreçte 19 gazeteci tutuklandı, 15 gazeteci serbest bırakıldı, iki gazeteci hakkında ev hapsi verildi ve 26 gazeteci hakkında imza ve yurtdışı çıkış yasağı gibi adli kontrol tedbirleri uygulandı. Soruşturma süreçleri, birçok vakada fiilen bir cezalandırma mekanizmasına dönüştü. Gazetecilere yönelik yargılamalar bu dönemde de yoğun şekilde devam etti. 224 ceza davasında 300’ün üzerinde gazeteci yargılandı; 73 dosyada karar verilirken 89 dosyada yargılamalar sürdü. Bu dosyalarda toplam 53 yıl 4 ay 16 gün hapis cezası verildi, 39 davada 54 gazeteci hakkında beraat kararı çıktı. Tazminat davalarında ise en az 21 dava görüldü; 15 gazeteci ve dört kurum yargılandı, toplam 102.500 TL tutarında tazminata hükmedildi.
En az 34 gazeteci fiziksel saldırıya uğrarken, 22 gazeteci sözlü tehdit ve saldırıya maruz kaldı. İki kuruma yönelik saldırı yaşandı. Meslektaşlarımız hem tehdit hem de sistematik hedef göstermelerle karşı karşıya bırakıldı. Cezalar da basın özgürlüğü üzerindeki idari baskının önemli bir aracı olmaya devam etti. İncelenen 21 kararda toplam 15.154.715 TL idari para cezası uygulandı.
Bu yıl ayrıca en az yedi internet sitesine erişim engeli getirildi, 41 haber içeriği URL bazında kaldırıldı, sekiz içerik silindi ve 21 X hesabına erişim engeli uygulandı. Yayın yasakları ve gizlilik kararları, kamusal olayların haberleştirilmesini doğrudan sınırlayan bir araç olarak kullanılmaya devam etti. Tüm bu tablo, Türkiye’de basın özgürlüğü ihlallerinin bireysel vakaların ötesine geçerek sistematik ve kurumsal bir nitelik kazandığını gösteriyor. Gazeteciler bu koşullar içinde işsizlik, örgütsüzlük kıskacında. Düşük ücret ve kötü çalışma koşulları, baskıcı uygulamalar birleşiyor ve meslektaşlarımızın yaşam koşullarını ağırlaştırmaya devam ediyor. Gazetecilik faaliyetinin, yalnızca mesleki bir uğraş değil, aynı zamanda demokratik toplum düzeni içinde kamusal hakların korunmasının da temel unsuru olduğunu raporumuz vesilesiyle bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Gazetecilik faaliyetinin anayasal güvencesinin hiçe sayıldığı bir düzende, demokratik hak ve özgürlüklerin de korunamayacağı açık. Gelecek yıl 3 Mayıs’ta, basın ve ifade özgürlüğünün korunduğu, hukuk devleti işleyişinin tesis edildiği, gazetecilerin insanca çalışma ve yaşama taleplerinde kazanımlar elde ettikleri bir tablonun raporunu yayınlayabilmek temennisi ile tüm meslektaşlarımızı sendikalı olmaya, mücadele etmeye ve birlikte kazanmaya çağırıyoruz. Bu bilgiler başta da belirttiğim gibi TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) tarafından yayınlanmış resmi bilgilerdir.
Hadi bakalım "3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü"müz kutlu olsun...
