Dünyanın en önemli nimetlerinden biridir su!. Bizler bunun çok fazla bilincinde değiliz ama susuz bir yaşam asla düşünülemez.
Okul ve öğrenme çağlarımızda dünyanın dörtte üçü su diye öğrendik. O zamanlarda yani çocukluğumuzda ilçemizin içerisinde bile gürül gürül akan dereler vardı. Bazı evlerin önünde Murat Dağı’nın buz gibi ve tertemiz suları evlerimizin önünden akardı. İnsanlar bağ ve bahçelerini sular, bazıları ayaklarını küçücük dereye uzatarak yazın sıcağında serinlemenin tadını yaşardı.
Banaz Çayı vardı, adeta nehir gibi bol suyla ve ahenkle akan. Bu çaya yaz günlerinde gençler yüzmeye giderlerdi. Bizler de gençliğimize uzanırken çayda yüzmenin zevkini ve adrenalini yaşamıştık.
Lakin aradan geçen yıllar, suları sellerle götürdü gitti. Susuzluk tam olarak kapıyı çalmasa da çanlarını çalmaya, durumun önemini hissettirmeye başladı.
Her zaman söylediğim gibi ki bilimsel olarak uzmanlar da aynı şeyi söylüyor; önümüzdeki 40-50 yıllarda dünyadan suyun sebep olduğu savaşlar çıkacak. Sudan sebep diye geçiştirilen bu olay tabiri caizse insanları kırıp geçirecektir.
Dahası suyun kıymetini bilemiyoruz. Dünyanın diğer ülkeleri su tüketimini teknoloji sayesinde denetim altına alarak yüksek tasarruflar sağlarken halâ biz bakıyoruz su akıyor!...
Aslında açık söylemek gerekirse su ve diğer tüketim konularında tasarruf bireyden başlar. Yani insanlar bir şekilde tasarruf etmek zorundalar. Bunu yapamazsak hepimiz kaybedeceğiz.
Bakınız, yıllardır “Murat Dağı’nda madene izin verilmesin, burası su kaynağıdır, hayat kaynağıdır” diyoruz. İnsanlar ne kadar buna karşı çıksa da birileri tekrar tekrar bu dağı yok etmek için çaba sarf ediyor. Oysa hükümetiyle iktidarıyla herkes tek yumruk halinde birleşerek buna karşı durmalıdır. Çünkü yok edilen, katledilen bizim sularımız, bizim ağaçlarımız, bizim ormanlarımız yani bizim ülkemizdir.
Eskilerde bu konularda bir sohbette yetkili bir arkadaş, “Yahu siz neden her şeye karşı çıkıyorsunuz ki! yani toprağın diplerindeki altının durmasının bize ne faydası var, yanlış yapıyorsunuz” diyordu. Ben de kendisine; “Sevgili kardeşim! Bak ülkemizin dağları taşları ormanları katlediliyor. Adamlar her yeri delik deşik ediyorlar, toprağı ters yüz yapıp içinden siyanürle altını alıp yurt dışına götürüyorlar. Yani bizim altınlarımızı alıp, zehirli siyanürleri ortada bırakıp karşılığında sadece % 3,5 payı verip gidiyorlar. Reva mı bu!.. Yani madem ölüm riskine, pisliğine biz maruz kalıyoruz kendimizi çıkaralım” demiştim.
Kendisi de bana “Sen yanlış biliyorsun, o oran 3,5 değil yüzde 35" dedi. Uzun zaman araştırmış ve geldiğinde “ Evet, sen haklıymışsın % 3,5 bize kalıyormuş, bu gerçekten de yanlış” demişti.
Yani bu kalanlar suyumuzu, ekmeğimiz, dağımızı, havamızı zehirleyecek, bizler % 3,5'la avunacağız ama sonrasında da ÜÇBUÇUK ATACAĞIZ, öyle mi?
Bu konularda duyduğumuz başka bir bilgi bir çoğumuzu dehşete düşürdü.
“360 bin nüfuslu Uşak ilinin yıllık su tüketimi 12 milyon metreküp, Eşme’deki altın madeninin tek başına tükettiği yıllık su 11 milyon metreküpmüş.
Gerisini siz düşünün artık... Bilgi bu kadar!...