Dünyada durdurulması mümkün olmayan tek şey zamandır. Ne gücümüz ne de irademiz onun akışını değiştirebilir. Saniyelerle ilerler, yılları ve asırları ardında bırakır. Eski insanların dediği gibi; “Su gibi akar gider.” İşte zaman da tam olarak böyledir.
Bugüne kadar kim yaşadığı hayatın yalnızca bir yılını geri alabilmiştir? Kim geçmişe dönüp yaptığı bir yanlışı düzeltebilmiştir? Ne yazık ki hiç kimse… Çünkü zaman, yaşamın en değişmez kuralıdır. Geçmişe boşuna “mazi” denmez.
Zaman, belki de insanoğlunun en çok kullandığı ama en az anlayabildiği kavramlardan biridir. Onu ölçebiliyoruz ama anlamını tam olarak kavrayamıyoruz.
Bir düşünün…
İçinde hiçbir kimyasal madde yoktur ama en güçlü ilaçtır zaman. Acıları hafifletir, yaraları sarar, öfkeyi dindirir, kırgınlıkları yumuşatır. İnsan, bugün katlanamadığı birçok olaya aylar ya da yıllar sonra farklı gözle bakabilir. Çünkü zaman yalnızca geçmez; insanı da değiştirir.
Elbette her şeyi unutturmaz.
Kötü anılar silikleşir, acılar hafifler.
Ama güzel anılar… Onlar kalbin en özel köşesinde yaşamaya devam eder. Çocukluğumuz, anne-babamızın sesi, eski dostluklar, ilk heyecanlar… Bunları zaman silemez. Aksine, yıllar geçtikçe daha da kıymetli hâle getirir.
Zamanı durduramayız ama onu nasıl değerlendireceğimize biz karar veririz.
Ne var ki çoğu zaman bunun farkına, zaman geçtikten sonra varırız. İçindeyken sıradan gördüğümüz anlar, yıllar sonra en değerli hatıralarımıza dönüşür. Bugün önemsemediğimiz bir sohbet, bir fotoğraf, bir yolculuk ya da sevdiklerimizle geçirdiğimiz birkaç saat… Gün gelir, hepsi özlemle hatırlanan anılar olur.
İnsan aslında zamanla birlikte yolculuk eder. Geçmişi özler, geleceği bekler; fakat yaşayabildiği tek gerçek, içinde bulunduğu andır.
Bu yüzden zamanı öldürmekten söz etmek ne kadar yanlış bir ifadedir. Öldürdüğümüz zaman değil, aslında kendi ömrümüzdür.
Hayat boyunca en çok duyduğumuz nasihatlardan biri şudur:
“Zamanın kıymetini bilin.”Söylemesi kolaydır ama uygulaması zordur. Çünkü zamanın değerini çoğu kez onu kaybettikten sonra anlarız. Ertelenen hayaller, söylenmeyen sözler, yapılmayan ziyaretler ve kaçırılan fırsatlar… Hepsi geriye dönüp baktığımızda zamanın sessizce bizden aldıklarıdır.
Zaman kimseyi beklemez.
O, herkese eşit davranır. Zengine de fakire de, gence de yaşlıya da aynı hızla akar. Fakat sonunda kazananlar, zamanı en çok harcayanlar değil; onu en doğru kullananlardır.
Bugün elimizde olan tek şey, içinde bulunduğumuz andır. Dün artık geride kaldı, yarının ise garantisi yok.
Öyleyse zamanı sadece seyretmeyelim; yaşayalım, değerlendirelim ve kıymetini bilelim.
Çünkü bir gün geriye dönüp baktığımızda, aslında hayat dediğimiz şeyin zamandan ibaret olduğunu anlayacağız.
Ve unutmayalım...
Zaman, bizden hiçbir şey istemez; yalnızca geçer. Geride bıraktığımız ise ne kadar yaşadığımız değil, yaşadığımız her ana ne kadar insanlık, sevgi ve anlam sığdırabildiğimizdir. Çünkü gün gelir saatler durur, takvimler kapanır; ama güzel yaşanmış bir ömür, zamanın bile silemeyeceği tek iz olarak kalır.
Bir gün son kez saate bakacağız ve zaman bizim için sessizce duracak. O gün pişmanlıklarımız değil, sevgiyle yaşadığımız anlar bize eşlik edecek. Çünkü zaman geçer... İnsan geçer... Ama gönüllerde bırakılan iyilik, zamanın bile eskitemediği tek hatıradır.
Zaman akıp gider... Asıl soru şudur: Zaman mı bizi tüketti, yoksa biz mi zamanı yaşayamadık?
