Necati Ertuğrul
Köşe Yazarı
Necati Ertuğrul
 

KAFAMDAKİ SORU TRAFİĞİ

Kafamda o kadar çok soru var ki hangi birisine cevap vereyim, hangisine çözüm bulayım bilemiyorum. Bu sorular; zor olduğu kadar netameli de. Kafamın için adeta arı kovanı. Akşamları biraz erken veya geç yatmayı deniyorum, başka alternatifler de deniyorum ama kurtulamıyorum. Çevremdeki insanlara bakıyorum onlar da ben gibi mi diye, hayır; onlarda bir değişiklik göremiyorum. Her şey gayet normal onlara göre. Kafamdaki arı veya sivrisinek gibi vızıldayan deli sorular, beni de delirtecek diye korkmuyor değilim hani. Düşünüyorum da ülkemizin gerçek gündemini oluşturan deli sorular neler olmalıdır diye cevap vermek mümkün değil ne yazık ki. Ama ben birkaç tanesini dile getireyim yine de... Pahalılık mı, yoksulluk mu, fındık kabuğunu doldurmayacak sen-ben kavgaları mı, çocuklarımızın eğitim sorunları mı, yangınlarla, erozyonla her yıl kaybedilen vatan toprakları mı? Ya emekliler?.. Son günlerini yaşayan bu mübarek insanları nasıl mutlu edeceğiz, yüzlerini nasıl güldüreceğiz? Torunlarıma harçlık veremi-yorum, sevgimi, saygımı yitiriyorum diye üzüntüden kahroluyorum diye yakınmalarını nasıl dindireceğiz? Topraklarımızı, ormanlarımızı, akarsularımızı, çevremizi kirletenleri, talan doymazlarını gerçek gündem etsek düşman mı kazanmış oluruz acaba? Cezaevleri neden ağzına kadar dolu? Cezaevi yapılacağına okul yapılıp insanlar eğitilse fena mı olur? Barınma sorunu ayrı bir dert!.. Kiralar; asgari ücreti geçmiş. Çarşı pazar alev alev yanıyor. Alış veriş yapılamadan evlere dönülüyor. Bir kuru soğan kırar yerim sözü geçmişte kaldı. Bir tarım ülkesine yakışıyor mu bu gidişat? İnsanlar, sokağa, trafiğe çıkmaktan korkar hale geldiler. Bir dil, bu kadar mı pis, bu kadar mı zehirli olabilir? Görsel ve yazılı basındaki nefret söylemleri insanları ürkütüyor, karamsarlığa sürüklüyor. Hukuku ayrı bir gündem mi yapsak acaba? Ülkemizin aydınları, sanatçıları eskiden hiçbir şey yapmadılar da bu sene mi çığırdan çıktılar? Belediyelerde çalışan onca insan, okumuşlar, halkının güvenini kazanmışlar. Sonra seçilmişler ve göreve getirilmişler. Şimdi sen bunlara “Ya bize geleceksin ya da görevden alınıp hapse gireceksin” diyerek kendine göre hukuk uygulayacaksın. Dünyada başka bir ülkede böyle bir hukuk anlayışı var mı bilmiyorum. Hem o insanlar hem de ülkemize yazık ettiğimizi zamanla anlayacağız. “Mutlak butlan” sözünün anlamını tam olarak bilen var mı? Ben şahsen bilmiyorum ama herkesin dilinde bu söz sakız gibi dolanıyor. Ekmeğimizden vaz geçelim ama hukuktan, adaletten asla!... Başımı ağrıtan sorular bu kadar da değil elbette. Tümünü yazmaya kalksak ciltler dolusu kitap oluşur. Bazen, düşünme, kafandan çıkar bu deli soruları, bunları sormak sana mı kalmış diyorum fakat mümkün değil. Çünkü aynı senaryolar her gün tekrar ediyor. Gerçeklerden kaçacak mıyız? Ülkeme, topluma olan sorumluluklarımı, borcumu nasıl ödeyeceğim? Toplumda bana ne lazımcılık, yozlaşma, çürümüşlük, kirlilik almış başını gidiyor. Vakit varken toplum olarak hemen şimdi ayağa kalkmalıyız. Eğer, içinde bulunduğumuz gemi batarsa hepimiz batarız. Olan, hiç günahı olmayan çocuklarımıza olacak, ona üzülüyorum. .         Orhan ERDOĞAN
Ekleme Tarihi: 07 Ağustos 2026 -Cuma

KAFAMDAKİ SORU TRAFİĞİ

Kafamda o kadar çok soru var ki hangi birisine cevap vereyim, hangisine çözüm bulayım bilemiyorum. Bu sorular; zor olduğu kadar netameli de. Kafamın için adeta arı kovanı. Akşamları biraz erken veya geç yatmayı deniyorum, başka alternatifler de deniyorum ama kurtulamıyorum. Çevremdeki insanlara bakıyorum onlar da ben gibi mi diye, hayır; onlarda bir değişiklik göremiyorum. Her şey gayet normal onlara göre.
Kafamdaki arı veya sivrisinek gibi vızıldayan deli sorular, beni de delirtecek diye korkmuyor değilim hani. Düşünüyorum da ülkemizin gerçek gündemini oluşturan deli sorular neler olmalıdır diye cevap vermek mümkün değil ne yazık ki. Ama ben birkaç tanesini dile getireyim yine de...
Pahalılık mı, yoksulluk mu, fındık kabuğunu doldurmayacak sen-ben kavgaları mı, çocuklarımızın eğitim sorunları mı, yangınlarla, erozyonla her yıl kaybedilen vatan toprakları mı?
Ya emekliler?..
Son günlerini yaşayan bu mübarek insanları nasıl mutlu edeceğiz, yüzlerini nasıl güldüreceğiz? Torunlarıma harçlık veremi-yorum, sevgimi, saygımı yitiriyorum diye üzüntüden kahroluyorum diye yakınmalarını nasıl dindireceğiz? Topraklarımızı, ormanlarımızı, akarsularımızı, çevremizi kirletenleri, talan doymazlarını gerçek gündem etsek düşman mı kazanmış oluruz acaba? Cezaevleri neden ağzına kadar dolu? Cezaevi yapılacağına okul yapılıp insanlar eğitilse fena mı olur?
Barınma sorunu ayrı bir dert!..
Kiralar; asgari ücreti geçmiş. Çarşı pazar alev alev yanıyor. Alış veriş yapılamadan evlere dönülüyor. Bir kuru soğan kırar yerim sözü geçmişte kaldı. Bir tarım ülkesine yakışıyor mu bu gidişat? İnsanlar, sokağa, trafiğe çıkmaktan korkar hale geldiler. Bir dil, bu kadar mı pis, bu kadar mı zehirli olabilir? Görsel ve yazılı basındaki nefret söylemleri insanları ürkütüyor, karamsarlığa sürüklüyor. Hukuku ayrı bir gündem mi yapsak acaba? Ülkemizin aydınları, sanatçıları eskiden hiçbir şey yapmadılar da bu sene mi çığırdan çıktılar? Belediyelerde çalışan onca insan, okumuşlar, halkının güvenini kazanmışlar. Sonra seçilmişler ve göreve getirilmişler. Şimdi sen bunlara “Ya bize geleceksin ya da görevden alınıp hapse gireceksin” diyerek kendine göre hukuk uygulayacaksın. Dünyada başka bir ülkede böyle bir hukuk anlayışı var mı bilmiyorum. Hem o insanlar hem de ülkemize yazık ettiğimizi zamanla anlayacağız.
“Mutlak butlan” sözünün anlamını tam olarak bilen var mı? Ben şahsen bilmiyorum ama herkesin dilinde bu söz sakız gibi dolanıyor. Ekmeğimizden vaz geçelim ama hukuktan, adaletten asla!...
Başımı ağrıtan sorular bu kadar da değil elbette. Tümünü yazmaya kalksak ciltler dolusu kitap oluşur. Bazen, düşünme, kafandan çıkar bu deli soruları, bunları sormak sana mı kalmış diyorum fakat mümkün değil. Çünkü aynı senaryolar her gün tekrar ediyor. Gerçeklerden kaçacak mıyız? Ülkeme, topluma olan sorumluluklarımı, borcumu nasıl ödeyeceğim? Toplumda bana ne lazımcılık, yozlaşma, çürümüşlük, kirlilik almış başını gidiyor.
Vakit varken toplum olarak hemen şimdi ayağa kalkmalıyız. Eğer, içinde bulunduğumuz gemi batarsa hepimiz batarız. Olan, hiç günahı olmayan çocuklarımıza olacak, ona üzülüyorum.
.
        Orhan ERDOĞAN
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.