Bilginin hiç olmadığı kadar erişilebilir olduğu postmodern bir çağda yaşıyoruz. Buna rağmen anlam, yön ve amaç duygusunun giderek değerini kaybettiğini üzülerek izliyoruz. Dijital zihinler her şeyi saklarken insanın kendisiyle ve hakikatle kurduğu bağı zayıflatıyor. Herkes kendi sanal evreninde yaşamayı tercih ediyor. Ancak bu yaşayış halleri hatırlama ve unutmanın yalnızca psikolojik süreçler olmasının dışında; kim olduğumuzu ve nasıl yaşadığımızı belirleyen varoluşsal meseleler hâline geliyor. Haliyle bu bakış açısı felsefenin temel konularından olan varlık felsefesi için önemli bir noktadır. İşte bu noktada Antik Yunan felsefesi, özellikle de Sokrates ve Platon'un bugüne kadar gelen etkisini hatırlatıyor. Onlar için felsefe, yeni bilgiler üretmekten çok insanın unuttuğu hakikatleri yeniden idrak etmeyi sağlayan bir uyanış çağrısı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sokrates: Kendini Hatırlamak Bir Cesaret İşidir
Sokrates'in Atina sokaklarında insanlara sorular sormasının basit bir entelektüel meraktan ibaret olmadığı aşikardır. "İyi nedir?" "Adalet nedir?", "Erdem ne anlama gelir?", "İyi bir hayat nasıl yaşanır?" "Gerçek olan nedir?" gibi sorular, karşısındaki kişileri alışılmış cevapların rahatlığından çıkarmayı amaçlar. Sokrates, insanın kendi düşüncelerini sorgulamasını ister çünkü ona göre en tehlikeli cehalet ve anlamsızlık, bildiğini sanmaktır. Ya da bildiğinden başkasını sorgulamamaktır. "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir." söylemi, bir bilgi eksikliğini değil sahte bilgeliklere karşı fark etme tavrını ifade eder. Sokrates'te hatırlamak, insanın aklını kullanma sorumluluğunu ve ahlâkî sorumluluklarını yeniden üstlenmesi olarak görülür.
Doğurtma Sanatı: Bilgiyi Öğretmek Değil, Hatırlatmak
Sokrates, felsefi yöntemini annesinin ebelik mesleğinden ilhamla "doğurtma sanatı" olarak tanımlar. O, bilgiyi aktaran bir kişi değil muhatabının zihninde zaten mevcut olan düşüncelerin doğmasına yardımcı olan bir rehberdir. Öğrenmeyi, bu anlayışta dışarıdan eklenen bir şey değil, içsel bir fark ediş şeklinde tanımlar. Gündelik hayatın telaşı, toplumsal roller ve yerleşik kabuller insanın kendi düşünme gücünü zayıflatır hatta ilerleyen süreçlerde unutturur. Sokrates'in soruları ise bu unutkanlığa yöneltilmiş sakin ama ısrarlı bir meydan okumadır.
Unutmak: Sorgulanmamış Hayatın Anlamsızlığı
Sokrates unutmayı, ahlâkî bir uyku hâli olarak tanımlar. İnsan iyinin ne olduğunu unuttuğunda yanlış yapmaya başlar ancak bu yanlışlar çoğu zaman bilinçli değildir. Bu nedenle Sokrates, kimsenin bilerek veya isteyerek kötülük yapmadığını iddia eder. Kötülüğü, iyinin bilgisinin unutulmasının bir sonucu olarak görür. "Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez." ifadesi, bu bağlamda yalnızca bireysel değil, toplumsal bir uyarıdır. Sorgulamayan insan, başkalarının düşüncelerini ödünç aldığı gibi kişisel hayatının sorumluluğunu alma bilincini de başkalarına bırakır.
Platon: Hatırlamak Hakikate Uyanmaktır
Platon, hocası Sokrates'in bu sorgulayıcı tavrını sistemli bir felsefeye dönüştürür. Ona göre öğrenme, ruhun daha önce bildiği hakikatleri yeniden hatırlamasından ibarettir. Bu görüş, Platon'un "anamnesis" yani hatırlama öğretisi olarak bilinmektedir. Platon'a göre öğrenme, ruhun sonradan edindiği bir bilgi değil, doğumdan önce idealar dünyasında bildiği hakikatleri yeniden hatırlamasıdır. Menon diyaloğunda eğitim almamış bir köle çocuğun geometrik bir problemi doğru biçimde çözmesi, bu anlayışını destekleyen bir örnektir. Çocuk, bilgiyi sonradan edinmez; onu hatırlar. Felsefe ise bu hatırlama sürecinin ismidir.
Ruh, Beden ve Unutma
Platon'a göre ruh, doğumdan önce idealar dünyasında hakikati doğrudan seyreder fakat bedenle birleştiğinde bu bilgiyi unutur. Duyular dünyası, ruhu meşgul ederek onu kendi kaynağından uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle unutma, Platon'da yalnızca zihinsel değil, varoluşsal bir kayıptır. Felsefe ise bu kayıba karşı bir yükselme gayretidir. Düşünmek, hatırlamaktır; hatırlamak ise insanın kendi özüne dönüştür.
Mağara Alegorisi: Unutmanın Toplumsal Yapısı
Platon'un Devlet adlı eserindeki Mağara alegorisi, unutmanın bireysel olduğu kadar toplumsal boyutunu da ön plana çıkarmaktadır. Mağaradaki insanlar, gölgeleri gerçek sanarak yaşar. Hakikati hatırlayıp dışarı çıkan kişi ise önce yadırganır, sonra dışlanır. Bu alegori, hakikatin neden çoğu zaman rahatsız edici bulunduğunu açıklar niteliktedir. İnsanlar alıştıkları yanılsamalardan vazgeçmek istemezler ya da o yanılsamalardan uzaklaşıp rahatını bozmamayı tercih ederler. Unutmak rahatlık verirken hatırlamak ise cesaret gerektirir.
Bugün İçin Bir Hatırlatma
Sokrates ve Platon'un hatırlama vurgusu, günümüz insanı için güçlü bir öze dönüş çağrısıdır. Sürekli bilgiye maruz kalan insan, derin düşünme imkânını giderek kaybetmektedir. Felsefe bu noktada fark ettiren, yavaşlatan, durduran ve düşündüren bir görev üstlenir. Yeni bilgilerden ziyade sanki doğru sorulara ihtiyaç duyduğumuz postmodern bir çağdayız. Bu sorular, insanın kendisini ve değerlerini yeniden hatırlamasını sağlayacak niteliktedir. Bu nedenle felsefeyi bir öze dönüşü hatırlatma sanatı olarak tanımlamak mümkündür. Sokrates ve Platon'da felsefe, unutmaya karşı sürdürülen bir mücadeledir. Hatırlamak, insanın kendine ve hakikate yeniden yönelmesi ile mümkündür. Unutmak ise sıradanlığı kabul etmektir. Bugün felsefenin değeri, bize hazır cevaplar sunmasının yanında unuttuklarımızı yeniden düşünmeye davet etmesindeki öneminden kaynaklanmaktadır.
Platon, Sokrates'in Savunması, çev. Ari Çokona (İstanbul: İşbankası Yayınları, 2012).
Platon, Devlet, çev. Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcöz (İstanbul: İşbankası Yayınları, 2010).
