Mehmet Fatih TEKİN
Köşe Yazarı
Mehmet Fatih TEKİN
 

TÜRKİYE’NİN MAARİF BİR DAVASI VAR MI?

Hepimizin malumu okullar kapandı. Okullar kapanmadan yaklaşık bir iki üç hafta önceydi sanıyorum, aslında köşe yazısının başlığı ilk Said Halim Paşa'nın Buhranlarımız ve Son Eserleri yazılarını yeniden incelerken zihnime düşmüştü. Topluma açık bir yerde otururken yan masadaki öğrencilerin konuşmaları beni daha da odaklandırmıştı. Koltuk sevdalısı idareciler, öğretmenler, öğrenciler... Öğrenciler tatilin sevincini yaşarken, eğitim dünyası da kısa bir değerlendirme fırsatı bulabileceğini düşündüm. Tabi eğer bir değerlendirme yapmanın gerekli olduğunu düşünüyorlarsa... Onlar sormasa bile biz tam da bu sessizlikte gereken önemli soruları sormamız gerekiyor: Bir eğitim-öğretim yılı daha  bitti ama gerçekten ne öğrendik? Belki daha önemlisi çocuklarımızı neye göre yetiştiriyoruz? Bizde yeni şeyler sevilir yeni eğitim sistemi geldi aklıma. Nurettin Topçu'nun sistemi temelli maarif davasina ne kadar yakınlaşabildik gibi bir çok soru ile düşünmeyi talep eden önemli mecralara sorularımızı arttırabiliriz. Fakat eleştiri kültürünün yoksunluğu soruları azaltmaya götüren önemli noktalardan. Çünkü sorular sormak aslında oluşturulmaya çalışılan gerçek düzeni daha da sağlamlaştıracaktır. Nitekim İhsan Fazlıoğlu hocanın da ifade ettiği gibi içinde yaşadığımız olaylar davranışlarımızın niyetini içeriğini belirler. Önemeler etrafında yapılan tartışmaların da çok bir anlam ifade etmeyeceğinin farkındayız. Ancak sorularla temel ilkeler dikkate alınarak o anlayışın düzen verici noktalarını keşfetmek gerekir. Tabi bunlar içinde biraz gayret... Neden gerçek sorular sormak , eleştirmek bu kadar istenilmeyen bir durum o sorunun cevabını da her okuyucunun bireysel yorumuna bırakalım. Konuya dönecek olursak bugün eğitim üzerine yapılan tartışmaların büyük kısmı sınavlar, başarı sıralamaları ve müfredat değişiklikleri etrafında dönüyor. Fakat asıl mesele bunların çok ötesinde olması gerekiyor. Çünkü maarif modeli tanıtımları yapılırken büyük umutlara ve vaadlere bağlanmıştı. Ve bir şeylerin değişeceğine inanmıştık… Her neyse umudumuzu koruyalım! İnanmak ne büyük güzellik değil mi? Fakat anladığım kadarıyla gözle görülür bir değişimden bahsetmek sanki mümkün değil. Ne Nurettin Topçu'nun ömrünü harcadığı davaya ne de benzeşim kurulabilecek bir sisteme rastlanmıyor. Belki büyük kitapta yazıyor ama bilakis uygulamada büyük bir uçurum içeriyor. Temel sorunlardan birisi, eğitim ile maarif arasındaki farkın giderek açıldığını unutuyor olmamız. Çünkü değerlendirildiğinde şimdiki eğitim bilgi kazandırabilme odaklı iken; maarif ise insan temelli bir bilginin peşindedir. Bu yaklaşımla baktığımızda eğitim meslek sahibi yapabilir; maarif ülkenin temelini yeniden dizayn edecek bir karakter inşa eder. Nurettin Topçu "Kırk sene öğretmenlik yaptım, mabede nasıl girdimse sınıfa da öyle girdim." ifadesiyle meselenin özünü ortaya koymaktadır. Bugün diploma sahibi insanların arttığı, fakat nitelikli diploma sahiplerinin azaldığı, nezaketin, vicdanın, merhametin ve sorumluluk duygusunun aynı oranda gelişmediği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum, düşünen ve akledenler için üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir uyarıdır. Çocuklarımız sınav sorularını çözmeyi öğreniyor mu yoksa ezbere dayalı bir bilgi aktarımı mı söz konusu? Daha önemlisi hayatın zor sorularına cevap verebilecek bir ahlâk ve irade eğitimi alabiliyorlar mı? Teknolojiyi kullanmayı biliyorlar; fakat onu doğru amaçlar için kullanmayı öğrenebiliyorlar mı? Ya da bilinçsiz bir kullanım bilmek olarak kabul edilebilir mi? Başarıya  odaklı fakat belli zümreler etrafında toplanan bir başarıyı öğreniyorlar; ama başarının yanında adaletli olmayı, paylaşmayı ve başkasının hakkını gözetmeyi de öğreniyorlar mı? Ya da bu başarı odaklarının dışında kalan ama yine de bizden olan öğrencilerimiz için bir değerlendirme sistemi var mı? Ne yazık ki modern eğitim sistemi başarı yumağı içine alabildiği öğrenciyi bir performans nesnesi hâline getiriyorken dışarıda kalanları da gittikçe vasıfsızlaştırıyor. Hem başarı yumağındakiler hem de vasıfsızlığa terk edilenler; notlar, puanlar ve sıralamalar öğrencilerin değerini belirleyen ölçüler gibi sunuluyor. Oysa insan, rakamlardan ibaret değildir. Modern dünyanın insanlara dayattığı önemli bir zorbalık bu rakamsal değer biçme sistemidir. Zaten Nurettin Topçu Türkiye'nin Maarif Davası adlı eserinde en çok ön plana çıkardığı temel temalardan birisi budur. Topçu, öğrenciyi sadece ilim öğrenen değil, ahlak ve sorumluluk taşıyan bir fert olarak görmüştür. Bir çocuğun merakı, hayal gücü, vicdanı ve ahlâkî gelişimi ölçülemeyen ama toplumun geleceğini belirleyen en önemli değerlerdir. Bu değerleri öne çıkarmak aynı zamanda geleceği de güçlendirecektir. Peki bu model ve sistemler bu ölçütleri ne derecede değiştirmeye ve dönüştürmeye katkı sağladı? Sağlayacak? Mesele uzun gözlemlere dayalı ise insan konuşmaya son vermekte zorlanıyor doğrusu. Şöyle kısa bir genel değerlendirme yaparak ileriki yazilara kapı arayalım. Bana göre öğretmenler bu sistemin yükünü en ağır şekilde taşıyan kesimlerden biri ve ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Evrak işleri, sınav baskısı ve sürekli değişen uygulamalar arasında öğretmenin rehberlik ve örneklik rolü ikinci plana itilebiliyor. Aslında iyi bir rol model öğretmen bütün güzelliğin başlangıcıdır. Ne yazık ki yeri geliyor öğretmenin bile öğrenci hakkında bir söz hakkı kalmayabiliyor. Oysa maarifin merkezinde bina değil, müfredat değil; insan vardır. Ve Topçu özelinde bu değişimin en önemli merkezi kendi özgür sahası bırakılmış işini seven ve odaklanan nitelikli öğretmenlerdir. Çünkü dokunduğu öğrenci hayatlarıyla insanın en güçlü temsilcisi öğretmendir.. Aslında "Descartes, hür olmayan düşünce, düşünce değildir diyor. Bu söze inanarak Topçu; hür olmayan öğretmen ,öğretmen değildir." ifadesiyle konuyu özetler. Çünkü ona göre öğretmenin prangaları, mahkum edilmiş fikir ve irfan anlamını taşır.  Ne yazık ki toplumda öğretmenler yatıyor algısı ciddi bir toplumsal yanılgıdır ve öğretmenler üç ay tatil yapmıyor. Bununla birlikte planlamalardaki düzensizlikler, sıcakların yoğun yaşandığı yaz dönemlerinde zorlaşan eğitim-öğretin şartlarında devam eden verimsiz,amaçsız öğrenci ve öğretmene dönüştürmektedir. Bu sebeple iki aylık tatiller eğitim politikalarının ve çalışma planlamalarının yeniden değerlendirilmesi için önemli bir fırsattır. Ve bu değerlendirmenin en doğru sonucu vermesi için saha çalışmaları yapılması bir zorunluluktur. Eğer gerçek maarifin peşinde isek yeni eğitim yılı başlamadan önce sadece ders kitaplarını değil, eğitim anlayışımızı da gözden geçirmek zorundayız. Çünkü güçlü toplumlar yalnızca bilgili insanlar yetiştirerek kurulmaz; aynı zamanda ahlâklı, düşünen, sorgulayan ve sorumluluk sahibi insanlar yetiştirerek inşa edilir. Yoksa onun ötesinde sistemlerin hayal satmaktan öteye geçemeyeceği aşikardır. Çünkü hayal satmanın ötesinde Nurettin Topçu'nun bahsettiği ve hedeflediği maarif, tam da gerçek bir idealizmin adıdır.  Kısa ve uzun vadeli planıyla, işleyişiyle, düzeniyle en ufak aksaklığa yer bırakmayacak bir düzen tasarlanmaktır. Eğer gelecek nesillere yalnızca ezbeletilmiş bilgileri değil, Nurettin Topçu'nun geçmiş değerleri de analiz ederek açıkladığı hikmeti de bırakmak istiyorsak, eğitim sistemimizi yeniden insan merkezli bir anlayışla temellendirmek zorundayız. Aksi hâlde her yıl milyonlarca diploma dağıtırken, gerçek anlamda insan yetiştirme fırsatını elimizden kaçırmaya devam edeceğiz. Bunun yolu da öncelikle kaliteli ve sadece isim temelli değil; içerik açısından donanımlı bir sistemle gerçekleşmesi mümkündür. Halim Paşa'nın dediği gibi değişimi uğursuz hatalara düşmeden yapmamız gerekiyor. Toplumun eğitim açısından mutluluğa erişmesi için yalnızca Avrupa kanunlarını tercüme ve tatbik edilmesi yeterli olacağı gibi bir hatayla yaklaşmamalıyız. Çünkü eğitimin değişimi içinde benzer şekilde uzun süre benzer yolu tercih ettik fakat olumlu bir sonuç göremedik. Ne acıdır ki memleketimizin eğitim sistemi yalnızca sosyal düzeyi ile değil belki ondan daha fazla olarak sosyal kurumları ve düzeniyle de uyuşmazlık içerisindedir. Bir toplumun eğitimi kendi ihtiyaç ve vazifelerinden habersiz olması ve bu yüzden bu kadar hataya düşmesi nadir görülen bir durum olsa gerek. Yapmak için yapılan her değişiklik de aynı zamanda eğitimi tamamıyla olumsuz noktaya götürecektir. Eğitimi temin edebilecek olan ise ancak gerçeklere ve fiili duruma dayanan, milli yöntem ve adetlerimize, toplumsal düşüncemize uygun bir sistemsel bakış açısı olabilir. Batı taklitçiliği ve geçmişe duyulan özlem ise bu sistemsel bakış açısının en büyük düşmanıdır. Eğitimde olumsuzluğa neden olan felaketlerin sebeplerini ve sorumluluklarını doğru tespit etmek kolay olmadığının farkındayız. Zaten bu sebepleri ve sorumlulukları tespit edebilirsek eğitim sistemi pek çok beladan korunacaktır. Eğitime dair sorun ve sorgulamalar asla burada bitmez ama yine de Nurettin Topçu'nun eğitime dair değişim ve dönüşümü gerçekleştirebilecek anlayışın özünü ortaya koyduğu Türkiye'nin Maarif Davası adlı eserinden bir alıntıyla noktalıyorum: "Yetişmesini dilediğimiz muallim, memleketin beklediği hakiki ve büyük inkılâbı yapacak insandır..."   Mehmet Fatih TEKİN Felsefe Grubu Öğretmeni, Sosyolog, Öğrenci Koçu, Aile Danışmanı
Ekleme Tarihi: 30 Haziran 2026 -Salı

TÜRKİYE’NİN MAARİF BİR DAVASI VAR MI?

Hepimizin malumu okullar kapandı. Okullar kapanmadan yaklaşık bir iki üç hafta önceydi sanıyorum, aslında köşe yazısının başlığı ilk Said Halim Paşa'nın Buhranlarımız ve Son Eserleri yazılarını yeniden incelerken zihnime düşmüştü. Topluma açık bir yerde otururken yan masadaki öğrencilerin konuşmaları beni daha da odaklandırmıştı. Koltuk sevdalısı idareciler, öğretmenler, öğrenciler...
Öğrenciler tatilin sevincini yaşarken, eğitim dünyası da kısa bir değerlendirme fırsatı bulabileceğini düşündüm. Tabi eğer bir değerlendirme yapmanın gerekli olduğunu düşünüyorlarsa... Onlar sormasa bile biz tam da bu sessizlikte gereken önemli soruları sormamız gerekiyor: Bir eğitim-öğretim yılı daha  bitti ama gerçekten ne öğrendik? Belki daha önemlisi çocuklarımızı neye göre yetiştiriyoruz? Bizde yeni şeyler sevilir yeni eğitim sistemi geldi aklıma.
Nurettin Topçu'nun sistemi temelli maarif davasina ne kadar yakınlaşabildik gibi bir çok soru ile düşünmeyi talep eden önemli mecralara sorularımızı arttırabiliriz. Fakat eleştiri kültürünün yoksunluğu soruları azaltmaya götüren önemli noktalardan. Çünkü sorular sormak aslında oluşturulmaya çalışılan gerçek düzeni daha da sağlamlaştıracaktır. Nitekim İhsan Fazlıoğlu hocanın da ifade ettiği gibi içinde yaşadığımız olaylar davranışlarımızın niyetini içeriğini belirler. Önemeler etrafında yapılan tartışmaların da çok bir anlam ifade etmeyeceğinin farkındayız. Ancak sorularla temel ilkeler dikkate alınarak o anlayışın düzen verici noktalarını keşfetmek gerekir. Tabi bunlar içinde biraz gayret...
Neden gerçek sorular sormak , eleştirmek bu kadar istenilmeyen bir durum o sorunun cevabını da her okuyucunun bireysel yorumuna bırakalım.
Konuya dönecek olursak bugün eğitim üzerine yapılan tartışmaların büyük kısmı sınavlar, başarı sıralamaları ve müfredat değişiklikleri etrafında dönüyor. Fakat asıl mesele bunların çok ötesinde olması gerekiyor. Çünkü maarif modeli tanıtımları yapılırken büyük umutlara ve vaadlere bağlanmıştı. Ve bir şeylerin değişeceğine inanmıştık… Her neyse umudumuzu koruyalım! İnanmak ne büyük güzellik değil mi? Fakat anladığım kadarıyla gözle görülür bir değişimden bahsetmek sanki mümkün değil. Ne Nurettin Topçu'nun ömrünü harcadığı davaya ne de benzeşim kurulabilecek bir sisteme rastlanmıyor. Belki büyük kitapta yazıyor ama bilakis uygulamada büyük bir uçurum içeriyor. Temel sorunlardan birisi, eğitim ile maarif arasındaki farkın giderek açıldığını unutuyor olmamız. Çünkü değerlendirildiğinde şimdiki eğitim bilgi kazandırabilme odaklı iken; maarif ise insan temelli bir bilginin peşindedir. Bu yaklaşımla baktığımızda eğitim meslek sahibi yapabilir; maarif ülkenin temelini yeniden dizayn edecek bir karakter inşa eder. Nurettin Topçu "Kırk sene öğretmenlik yaptım, mabede nasıl girdimse sınıfa da öyle girdim." ifadesiyle meselenin özünü ortaya koymaktadır. Bugün diploma sahibi insanların arttığı, fakat nitelikli diploma sahiplerinin azaldığı, nezaketin, vicdanın, merhametin ve sorumluluk duygusunun aynı oranda gelişmediği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum, düşünen ve akledenler için üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir uyarıdır.
Çocuklarımız sınav sorularını çözmeyi öğreniyor mu yoksa ezbere dayalı bir bilgi aktarımı mı söz konusu? Daha önemlisi hayatın zor sorularına cevap verebilecek bir ahlâk ve irade eğitimi alabiliyorlar mı? Teknolojiyi kullanmayı biliyorlar; fakat onu doğru amaçlar için kullanmayı öğrenebiliyorlar mı? Ya da bilinçsiz bir kullanım bilmek olarak kabul edilebilir mi?
Başarıya  odaklı fakat belli zümreler etrafında toplanan bir başarıyı öğreniyorlar; ama başarının yanında adaletli olmayı, paylaşmayı ve başkasının hakkını gözetmeyi de öğreniyorlar mı? Ya da bu başarı odaklarının dışında kalan ama yine de bizden olan öğrencilerimiz için bir değerlendirme sistemi var mı?
Ne yazık ki modern eğitim sistemi başarı yumağı içine alabildiği öğrenciyi bir performans nesnesi hâline getiriyorken dışarıda kalanları da gittikçe vasıfsızlaştırıyor. Hem başarı yumağındakiler hem de vasıfsızlığa terk edilenler; notlar, puanlar ve sıralamalar öğrencilerin değerini belirleyen ölçüler gibi sunuluyor. Oysa insan, rakamlardan ibaret değildir. Modern dünyanın insanlara dayattığı önemli bir zorbalık bu rakamsal değer biçme sistemidir. Zaten Nurettin Topçu Türkiye'nin Maarif Davası adlı eserinde en çok ön plana çıkardığı temel temalardan birisi budur. Topçu, öğrenciyi sadece ilim öğrenen değil, ahlak ve sorumluluk taşıyan bir fert olarak görmüştür.
Bir çocuğun merakı, hayal gücü, vicdanı ve ahlâkî gelişimi ölçülemeyen ama toplumun geleceğini belirleyen en önemli değerlerdir. Bu değerleri öne çıkarmak aynı zamanda geleceği de güçlendirecektir. Peki bu model ve sistemler bu ölçütleri ne derecede değiştirmeye ve dönüştürmeye katkı sağladı? Sağlayacak?
Mesele uzun gözlemlere dayalı ise insan konuşmaya son vermekte zorlanıyor doğrusu. Şöyle kısa bir genel değerlendirme yaparak ileriki yazilara kapı arayalım. Bana göre öğretmenler bu sistemin yükünü en ağır şekilde taşıyan kesimlerden biri ve ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Evrak işleri, sınav baskısı ve sürekli değişen uygulamalar arasında öğretmenin rehberlik ve örneklik rolü ikinci plana itilebiliyor. Aslında iyi bir rol model öğretmen bütün güzelliğin başlangıcıdır. Ne yazık ki yeri geliyor öğretmenin bile öğrenci hakkında bir söz hakkı kalmayabiliyor. Oysa maarifin merkezinde bina değil, müfredat değil; insan vardır. Ve Topçu özelinde bu değişimin en önemli merkezi kendi özgür sahası bırakılmış işini seven ve odaklanan nitelikli öğretmenlerdir. Çünkü dokunduğu öğrenci hayatlarıyla insanın en güçlü temsilcisi öğretmendir..
Aslında "Descartes, hür olmayan düşünce, düşünce değildir diyor. Bu söze inanarak Topçu; hür olmayan öğretmen ,öğretmen değildir." ifadesiyle konuyu özetler. Çünkü ona göre öğretmenin prangaları, mahkum edilmiş fikir ve irfan anlamını taşır.  Ne yazık ki toplumda öğretmenler yatıyor algısı ciddi bir toplumsal yanılgıdır ve öğretmenler üç ay tatil yapmıyor.
Bununla birlikte planlamalardaki düzensizlikler, sıcakların yoğun yaşandığı yaz dönemlerinde zorlaşan eğitim-öğretin şartlarında devam eden verimsiz,amaçsız öğrenci ve öğretmene dönüştürmektedir. Bu sebeple iki aylık tatiller eğitim politikalarının ve çalışma planlamalarının yeniden değerlendirilmesi için önemli bir fırsattır. Ve bu değerlendirmenin en doğru sonucu vermesi için saha çalışmaları yapılması bir zorunluluktur. Eğer gerçek maarifin peşinde isek yeni eğitim yılı başlamadan önce sadece ders kitaplarını değil, eğitim anlayışımızı da gözden geçirmek zorundayız. Çünkü güçlü toplumlar yalnızca bilgili insanlar yetiştirerek kurulmaz; aynı zamanda ahlâklı, düşünen, sorgulayan ve sorumluluk sahibi insanlar yetiştirerek inşa edilir. Yoksa onun ötesinde sistemlerin hayal satmaktan öteye geçemeyeceği aşikardır. Çünkü hayal satmanın ötesinde Nurettin Topçu'nun bahsettiği ve hedeflediği maarif, tam da gerçek bir idealizmin adıdır.  Kısa ve uzun vadeli planıyla, işleyişiyle, düzeniyle en ufak aksaklığa yer bırakmayacak bir düzen tasarlanmaktır. Eğer gelecek nesillere yalnızca ezbeletilmiş bilgileri değil, Nurettin Topçu'nun geçmiş değerleri de analiz ederek açıkladığı hikmeti de bırakmak istiyorsak, eğitim sistemimizi yeniden insan merkezli bir anlayışla temellendirmek zorundayız. Aksi hâlde her yıl milyonlarca diploma dağıtırken, gerçek anlamda insan yetiştirme fırsatını elimizden kaçırmaya devam edeceğiz.
Bunun yolu da öncelikle kaliteli ve sadece isim temelli değil; içerik açısından donanımlı bir sistemle gerçekleşmesi mümkündür. Halim Paşa'nın dediği gibi değişimi uğursuz hatalara düşmeden yapmamız gerekiyor. Toplumun eğitim açısından mutluluğa erişmesi için yalnızca Avrupa kanunlarını tercüme ve tatbik edilmesi yeterli olacağı gibi bir hatayla yaklaşmamalıyız. Çünkü eğitimin değişimi içinde benzer şekilde uzun süre benzer yolu tercih ettik fakat olumlu bir sonuç göremedik. Ne acıdır ki memleketimizin eğitim sistemi yalnızca sosyal düzeyi ile değil belki ondan daha fazla olarak sosyal kurumları ve düzeniyle de uyuşmazlık içerisindedir. Bir toplumun eğitimi kendi ihtiyaç ve vazifelerinden habersiz olması ve bu yüzden bu kadar hataya düşmesi nadir görülen bir durum olsa gerek. Yapmak için yapılan her değişiklik de aynı zamanda eğitimi tamamıyla olumsuz noktaya götürecektir.
Eğitimi temin edebilecek olan ise ancak gerçeklere ve fiili duruma dayanan, milli yöntem ve adetlerimize, toplumsal düşüncemize uygun bir sistemsel bakış açısı olabilir. Batı taklitçiliği ve geçmişe duyulan özlem ise bu sistemsel bakış açısının en büyük düşmanıdır. Eğitimde olumsuzluğa neden olan felaketlerin sebeplerini ve sorumluluklarını doğru tespit etmek kolay olmadığının farkındayız. Zaten bu sebepleri ve sorumlulukları tespit edebilirsek eğitim sistemi pek çok beladan korunacaktır. Eğitime dair sorun ve sorgulamalar asla burada bitmez ama yine de Nurettin Topçu'nun eğitime dair değişim ve dönüşümü gerçekleştirebilecek anlayışın özünü ortaya koyduğu Türkiye'nin Maarif Davası adlı eserinden bir alıntıyla noktalıyorum: "Yetişmesini dilediğimiz muallim, memleketin beklediği hakiki ve büyük inkılâbı yapacak insandır..."
 
Mehmet Fatih TEKİN
Felsefe Grubu Öğretmeni, Sosyolog, Öğrenci Koçu, Aile Danışmanı
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.