Türkiye'nin kanayan yaralarından biri de trafikte itfaiye, ambulans ve polis araçlarına, siren çaldıkları hâlde neden anında yol verilmediğidir.
Bugün dikkatimi çeken bir olay oldu. Şaban Köyü yolu üzerindeki çöplükte yangın çıktı. Hava rüzgârlı, tehlike büyük. Eğer o yangın çevredeki ormanlık alana sıçrarsa, karşımıza büyük bir felaket çıkar. Unutmayalım; yanan her ağaç, tükenen bir oksijen kaynağıdır.
Belki bir ev yanıyordur, belki o evde mahsur kalmış insanlar itfaiyenin gelmesini bekliyordur. Aynı şekilde bir ambulans siren çalıyorsa, orada mutlaka bir kaza, ağır bir hasta ya da çok acil bir durum vardır. O araç, hedefine en kısa sürede ulaşmak zorundadır. Böyle anlarda dakika değil, saniyeler bile hayati önem taşır.
Toplum olarak trafik kurallarını gerçek anlamda ne zaman uygulayacağız? Trafikte saygıyı ne zaman öğreneceğiz?
Bugün gördüğüm manzara karşısında "bu kadarı da olmaz" dedim. Postane Caddesi'nde bir itfaiye aracı, siren çalarak çöplükteki yangına müdahale etmek için ilerliyordu. Önündeki araç ise sanki yol vermemek için direniyordu. Üç dört noktada sağa çekip yol verme imkânı varken, sürücü istasyonun önüne kadar ısrarla yolun ortasında ilerledi ve saniyeleri altın değerinde olan itfaiyenin işini zorlaştırdı. Bu araçların hedefe ulaşmak için geçtiği güzergâhta birkaç kişi aynı şekilde davranırsa, o zaman saniyeler değil dakikalar kaybedilir.
Ne yazık ki aynı umursamazlığı bölünmüş yollarda da görüyorum. Sürücüler, sağa geçmek yerine istiflerini hiç bozmadan kilometrelerce sol şeritte ilerliyorlar. Gerçekten bu kadar duyarsızlık olmamalı.
Olması gereken şu: Siren sesi duyulduğu anda herkes hemen sağa ya da en uygun noktaya çekilip o araçların geçmesini beklemeli. Bölünmüş yollarda veya otoyollarda “fermuar usulü” ilerleyenler sağ şeritteyse en sağa, sol şeritteyse en sola yanaşmalı; araçlar geçene kadar kenarda beklemeli.
Biraz empati, lütfen. O aracı bekleyen bir gün siz olabilirsiniz. Kurtarılmayı bekleyen bir gün siz olabilirsiniz.
.
Orhan ERDOĞAN
