Orhan ERDOĞAN
Köşe Yazarı
Orhan ERDOĞAN
 

SANATÇIYI YAŞAT Kİ SANAT YAŞASIN

Son zamanlarda yetkili yetkisiz, toplumun her kesiminden yükselen ortak bir ses var: "Bu gidişat nereye böyle?"​Evet, ben de bir sanatçı olarak aynı soruyu soruyorum. Toplumsal bir yozlaşmanın eşiğindeyiz ve hızla sürükleniyoruz. Oysa bir milletin geleceğe sağlam ve vakur adımlarla ilerlemesi, sahip olduğu kültürel sütunlara bağlıdır. Bu sütunların en güçlüsü, en estetik olanı ise şüphesiz ki sanattır.​ Her millet kendi kültürüyle, örfüyle, âdetiyle ve ananeleriyle övünür. Geleceğini yaşatmak için köklerine sarılır. Geçmişten günümüze ulaşan o muazzam mirası gelecek kuşaklara aktarmak adına belirli zaman dilimlerinde etkinlikler düzenler, hafızayı taze tutarlar.​ Teknenin Başında Yirmi Yıl​ Ben, naçizane imkânlarım dahilinde, bu büyük mirasın bir parçasına hayat vermeye çalışıyorum: Ebru Sanatı.​ Bildiğiniz gibi Ebru, UNESCO tarafından 2014 yılı Kasım ayında alınan kararla Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne insanlığın ortak zenginliği olarak tescil edildi. Türk kültürünün dünyaya kazandırdığı bu eşsiz hazineyi, geçmişten devraldığım şekliyle, dejenere etmeden gelecek kuşaklara aktarmak benim yaşam gayem oldu.​ Tam yirmi yıldır suyun üstünde renklerle raks ediyorum, Ebru sanatını icra ediyorum. Ama inanın, o derinliğin, o zenginliğin henüz yarısına bile gelemedim. Çünkü Ebru öyle bir deryadır ki, her tekne başına geçtiğimde size muhakkak yeni bir yüzünü gösterir; her seferinde yeni bir sürprizle sizi selamlar.​ Şimdi asıl meselemiz şu: Biz bu değerleri bozmadan, popülizme kurban etmeden ve dejenere etmeden gelecek kuşaklara nasıl aktaracağız? ​Avrupa’daki Kültür Çölü ve STK’ların Sorumluluğu​ Türkiye’de belediyeler bu misyonu belli ölçülerde sırtlanıyor. Vatandaşa hizmet amaçlı kültürel ve sanatsal faaliyetler üstleniyor, öğrenmek isteyenler için bir kapı aralıyorlar.​ Peki ya Avrupa? Örneğin Almanya’da sayıları az da olsa kültürünü, geleneğini öğrenip yaşatmak isteyen bir kitle var. Fakat bu imkânı sunacak bir yer, bir kurum bulamadıkları için elleri kolları bağlı kalıyor. Avrupa’da yetişen, bir şekilde kökleriyle bağ kurmuş o az sayıdaki gencimizde bir umut ışığı görüyorum. Ama sayıları maalesef çok az.​ İşte tam bu noktada Avrupa’daki sivil toplum kuruluşlarına ve derneklere tarihi bir görev düşüyor. Dernekler, tabela kurumu olmaktan çıkıp kültürel faaliyetlere daha çok ağırlık vermelidir. En azından ayda bir kez nitelikli bir kültürel etkinlik düzenleyerek, gençlerin bilinçli birer birey olarak yetişmesi için çaba göstermelidirler.​ Sanat Ticaret Değildir, Kelepirleştirilemez!​ Ancak madalyonun diğer yüzünde daha vahim bir durum var: Sanatçıya hak ettiği değer verilmiyor.​ Bugün sanatını icra eden insanlar adeta bir kıskaca alınmış durumda ve çok zor şartlar altında hayatta kalmaya çalışıyorlar. Derneklerden veya kurumlardan sanatçılara öyle teklifler geliyor ki, insan işini yapamaz duruma geliyor:​ "Bizim derneğin etkinliği var, sana bir yer gösterelim, gel orada sanatı icra et! Ama bize ne kadar kazandırabilirsin?"​ Sanki sanat değil de panayırda ticaret yapıyoruz! Üstüne bir de, "Masraflarını karşılamak için köşede 3-5 euroya satış yaparsın" deniyor.​ Bu bakış açısı sanatı kelepirleştiriyor, değerini düşürüyor, basite indirgiyor. Unutulmamalıdır ki, kurumların ve derneklerin ayakta kalması için maddi ihtiyaçları varsa, hayatını bu işe adamış sanatçıların da maddi ihtiyaçları vardır. Sanatı yüceltmek istiyorsak, önce onu üretene saygı duymak zorundayız.​ Sözün özü; köklerimizden kopmak istemiyorsak, kültürümüzü dünyaya başı dik bir şekilde sunmak istiyorsak bu çarpık zihniyeti değiştirmeliyiz.​ Sanatçıyı yaşat ki, sanat yaşasın! .     Orhan ERDOĞAN
Ekleme Tarihi: 19 Haziran 2026 -Cuma

SANATÇIYI YAŞAT Kİ SANAT YAŞASIN

Son zamanlarda yetkili yetkisiz, toplumun her kesiminden yükselen ortak bir ses var: "Bu gidişat nereye böyle?"​Evet, ben de bir sanatçı olarak aynı soruyu soruyorum. Toplumsal bir yozlaşmanın eşiğindeyiz ve hızla sürükleniyoruz. Oysa bir milletin geleceğe sağlam ve vakur adımlarla ilerlemesi, sahip olduğu kültürel sütunlara bağlıdır. Bu sütunların en güçlüsü, en estetik olanı ise şüphesiz ki sanattır.​
Her millet kendi kültürüyle, örfüyle, âdetiyle ve ananeleriyle övünür. Geleceğini yaşatmak için köklerine sarılır. Geçmişten günümüze ulaşan o muazzam mirası gelecek kuşaklara aktarmak adına belirli zaman dilimlerinde etkinlikler düzenler, hafızayı taze tutarlar.​
Teknenin Başında Yirmi Yıl​
Ben, naçizane imkânlarım dahilinde, bu büyük mirasın bir parçasına hayat vermeye çalışıyorum:
Ebru Sanatı.​
Bildiğiniz gibi Ebru, UNESCO tarafından 2014 yılı Kasım ayında alınan kararla Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne insanlığın ortak zenginliği olarak tescil edildi. Türk kültürünün dünyaya kazandırdığı bu eşsiz hazineyi, geçmişten devraldığım şekliyle, dejenere etmeden gelecek kuşaklara aktarmak benim yaşam gayem oldu.​ Tam yirmi yıldır suyun üstünde renklerle raks ediyorum, Ebru sanatını icra ediyorum. Ama inanın, o derinliğin, o zenginliğin henüz yarısına bile gelemedim. Çünkü Ebru öyle bir deryadır ki, her tekne başına geçtiğimde size muhakkak yeni bir yüzünü gösterir; her seferinde yeni bir sürprizle sizi selamlar.​
Şimdi asıl meselemiz şu:
Biz bu değerleri bozmadan, popülizme kurban etmeden ve dejenere etmeden gelecek kuşaklara nasıl aktaracağız?
​Avrupa’daki Kültür Çölü ve STK’ların Sorumluluğu​
Türkiye’de belediyeler bu misyonu belli ölçülerde sırtlanıyor. Vatandaşa hizmet amaçlı kültürel ve sanatsal faaliyetler üstleniyor, öğrenmek isteyenler için bir kapı aralıyorlar.​
Peki ya Avrupa?
Örneğin Almanya’da sayıları az da olsa kültürünü, geleneğini öğrenip yaşatmak isteyen bir kitle var. Fakat bu imkânı sunacak bir yer, bir kurum bulamadıkları için elleri kolları bağlı kalıyor. Avrupa’da yetişen, bir şekilde kökleriyle bağ kurmuş o az sayıdaki gencimizde bir umut ışığı görüyorum. Ama sayıları maalesef çok az.​ İşte tam bu noktada Avrupa’daki sivil toplum kuruluşlarına ve derneklere tarihi bir görev düşüyor. Dernekler, tabela kurumu olmaktan çıkıp kültürel faaliyetlere daha çok ağırlık vermelidir. En azından ayda bir kez nitelikli bir kültürel etkinlik düzenleyerek, gençlerin bilinçli birer birey olarak yetişmesi için çaba göstermelidirler.​
Sanat Ticaret Değildir, Kelepirleştirilemez!​
Ancak madalyonun diğer yüzünde daha vahim bir durum var: Sanatçıya hak ettiği değer verilmiyor.​ Bugün sanatını icra eden insanlar adeta bir kıskaca alınmış durumda ve çok zor şartlar altında hayatta kalmaya çalışıyorlar. Derneklerden veya kurumlardan sanatçılara öyle teklifler geliyor ki, insan işini yapamaz duruma geliyor:​ "Bizim derneğin etkinliği var, sana bir yer gösterelim, gel orada sanatı icra et! Ama bize ne kadar kazandırabilirsin?"​
Sanki sanat değil de panayırda ticaret yapıyoruz! Üstüne bir de, "Masraflarını karşılamak için köşede 3-5 euroya satış yaparsın" deniyor.​ Bu bakış açısı sanatı kelepirleştiriyor, değerini düşürüyor, basite indirgiyor. Unutulmamalıdır ki, kurumların ve derneklerin ayakta kalması için maddi ihtiyaçları varsa, hayatını bu işe adamış sanatçıların da maddi ihtiyaçları vardır. Sanatı yüceltmek istiyorsak, önce onu üretene saygı duymak zorundayız.​
Sözün özü; köklerimizden kopmak istemiyorsak, kültürümüzü dünyaya başı dik bir şekilde sunmak istiyorsak bu çarpık zihniyeti değiştirmeliyiz.​
Sanatçıyı yaşat ki, sanat yaşasın!
.
    Orhan ERDOĞAN
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Zehra karaca Sanatim Ebru
(20.06.2026 08:59 - #883)
Erdoğan hocam kaleminize gönlünüze sağlık.Tekneniz boş kalmasın.oyle güzel yazmışsıniz .çok yakın zamanda maalesef kendi ülkemizde sanatına yaptıklarına saygı duyduğum kişi tarafından mobinge uğradık sasat sanat için değil para içinmiş kendi imkanlarimizla kendi malzemelerimizle yüklenip gittikelimizden geleni yaptık sözde çocuklar için deyip parası olmayan çocuklara yaptırmadık ağlayarak gittiler içimde ayrı bir eziklik oldu ve yüzümüze bile bakılması.Maalesef çok çok haklısınız bazıları Sanatı sanat için yapmıyor Kendisini öyle bir yere koymusku karsisinakine değer vermiyor biz gene yolumuza büyük bir istekle devam edeceğiz .Amacımız Ebru sanatını gelecek kuşaklara aktarmak olsun.bizden geriye bir iz kalsın istiyorum.gerisi teferruat. Her zaman sizi takip ediyorum Takdir ediyorum Gerçek sanatci sanatı Sanat için yapandır sizin gibi hocam Saygılarımla.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yesilbanazgazetesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.