Bir toplumun çöküşü bir günde başlamaz. Önce saygı azalır, ardından sabır tükenir, empati kaybolur, bencillik normalleşir. Sonunda da insanlar, başkasının hakkını çiğnemeyi "uyanıklık" sanmaya başlar. İşte bugün en büyük tehlikemiz de budur.
Eskiden ayıplanan birçok davranış artık sıradan karşılanıyor. Kuyrukta beklemek yerine öne geçmeye çalışmak, trafikte herkesin hakkını gasp etmek, kuralları yalnızca başkaları için var sanmak... Bunlar küçük gibi görünen ama toplumun temelini kemiren büyük problemlerdir.
Oysa bir kurumda sıra varsa, yapılacak şey son derece basittir: En arkaya geçmek ve kendi sıranı beklemek. Çünkü orada bulunan herkes aynı amaç için gelmiştir. Herkesin işi vardır, herkesin zamanı değerlidir. Kimsenin zamanı, bir başkasınınkinden daha kıymetli değildir.
Ne yazık ki son yıllarda bunun tam tersini görüyoruz. Bankalarda, hastanelerde, devlet dairelerinde ve birçok kamu kurumunda bazı kişiler, onlarca insanın beklediğini hiçe sayarak doğrudan görevlinin yanına gidiyor. "Sadece kısa bir şey soracağım." diyerek söze başlıyor, ardından da işlemini aradan çıkarmaya çalışıyor.
Daha da düşündürücü olan ise, bazen görevlilerin de bu saygısızlığa istemeden ortak olmasıdır. O anda sırasını bekleyen vatandaşın işlemini bırakıp, sonradan gelen kişiye yöneliyorlar. Böyle olunca haksızlık ödüllendirilmiş, kurala uyan ise cezalandırılmış oluyor.
Almanya'da ise farklı bir anlayış hâkimdir. Hiçbir görevli sırayı bozan kişiye öncelik tanımaz. Gerekirse onu tekrar sıraya yönlendirir. Kimse bunu kişisel algılamaz; çünkü bilir ki kural herkes içindir. İşte toplumsal düzen böyle korunur. Aynı manzarayı trafikte de görüyoruz. Sağdan sollamalar, makas atan sürücüler, kilometrelerce oluşan araç kuyruğunu son anda geçip en öne kaynak yapanlar... Bunların ortak düşüncesi şudur: "Ben beklemeyeyim, başkaları beklesin.”
Ne acıdır ki, bu davranışlar bazı insanlar tarafından kurnazlık olarak görülüyor. Oysa bu kurnazlık değil; başkasının hakkını gasp etmektir. Medeniyet, önce kendini değil, hakkı gözetebilmektir.
Geçtiğimiz günlerde Almanya'nın Nürnberg Havalimanı'nda yaşanan olay bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Türkiye'ye gitmek üzere uçağa binmek isteyen iki Türk yolcu arasında sıra tartışması çıktı. Sırayı hiçe sayarak öne geçmek isteyen bir kişiye tepki gösterilince tartışma kısa sürede yumruklu kavgaya dönüştü. Yakınlarının da olaya karışmasıyla havalimanı adeta savaş alanına döndü. Polis müdahale etti, olaya karışanlar gözaltına alındı, uçağa alınmadılar ve haklarında yasal işlem başlatıldı.
Bütün bunlar bize acı bir gerçeği gösteriyor: Sorun kurallarda değil, kurallara bakışımızda."Üzüm üzüme baka baka kararır." der atalarımız. Kötü örnekler hızla yayılıyor. İnsanlar birbirlerinden nezaketi değil, kural tanımazlığı öğreniyor. Empati zayıflıyor, tahammül azalıyor, bencillik ise adeta bir yaşam biçimine dönüşüyor. Böyle bir ortamda sevgi de azalıyor, güven de.
Peki çözüm nedir?
Çözüm yeni kanunlar çıkarmakta değil; var olan kanunları istisnasız uygulamaktadır. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, kurallar herkese eşit uygulanmalıdır. Bunun yanında ailede verilen terbiye, okulda verilen eğitim ve toplumun ortak vicdanı yeniden güçlendirilmelidir. Liyakat esas alınmalı, torpil ve adam kayırmaya asla fırsat verilmemelidir.
Üzülerek ifade ediyorum ki, yıllarca küçümseyerek "gavur" dediğimiz toplumlarda bugün imrendiğimiz birçok toplumsal değer hâlâ yaşıyor. Biz ise binlerce yıllık medeniyet birikimimize rağmen bu değerleri hızla tüketiyoruz.
Artık şapkamızı önümüze koyup kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben, başkasının hakkına ne kadar saygı gösteriyorum?
Çünkü toplumlar başkalarını suçlayarak değil, önce kendi yanlışlarını düzelterek ayağa kalkar.
Aksi hâlde kaybedeceğimiz yalnızca sıra düzeni olmayacak; birbirimize olan güvenimiz, saygımız ve bizi millet yapan ortak değerlerimiz de elimizden kayıp gidecektir.
