Bir Ebru Teknesinden Yansıyan İnsanlık!
Fransa’nın Forbach kentinde belediyenin düzenlediği kültürel bir etkinliğe, Türk kültürünün önemli miraslarından biri olan “ebru” sanatını tanıtmak için davet edilmiştim. Gün boyunca standımıza gelen Fransız ziyaretçilere, yanımdaki tercüman aracılığıyla ebru sanatının zarafetini, inceliklerini ve suyun üzerindeki renklerin nasıl bir ahenge dönüştüğünü anlattım.
Uygulamalı çalışmalar yaptık, çocuklar ve büyükler büyük ilgi gösterdi. Kalabalığın içinde bir çocuk dikkatimi çekti. Tekerlekli sandalyesinde sessizce oturuyor, etrafı masum gözlerle izliyordu. Diğer çocuklar neşeyle koşup oynarken o yalnızca annesinin yardımıyla hareket edebiliyor, olan biteni uzaktan seyrediyordu. Yüzündeki mahzun ifade insanın içine dokunuyordu. Annesine yaklaşıp, “İsterseniz oğlunuz da denesin” dedim. Bir an tereddüt ettiler ama sonra kabul ettiler. Ebru teknemi masanın kenarına, onun rahat ulaşabileceği şekilde yaklaştırdım. Çocuk teknenin başına geldiğinde yüzündeki o sessiz mahzunluk bir anda değişmeye başladı. Eline verdiğim bizle boyalara dokundu, renkleri suyun üzerinde karıştırmaya başladı. O an gözlerinin içi ışıldıyordu. Dudaklarında hafif kıpırdanmalar vardı. Belki konuşamıyordu, belki kendini ifade etmekte zorlanıyordu ama bir şey çok açıktı: Kendisine değer verildiğini hissediyordu.
Küçücük hareketlerle yaptığı ebru çalışmasını tekneden çıkarıp eline verdiğimde, bana uzun uzun baktı. O bakışlarda sessiz bir teşekkür vardı. Birkaç dakika önce içine kapanık duran o çocuk, şimdi yaptığı işe bakıyor, gülümseyerek annesine dönüyor, sonra yeniden bana bakıyordu. Dünyası bir anda değişmiş gibiydi. O kısa mutluluk anı beni de derinden etkiledi. Bir çocuğun kalbine dokunabilmek, bütün günün yorgunluğunu silip götürdü.
İşte o gün bir kez daha anladım ki; engelli insanların en büyük ihtiyacı acınmak değil, anlaşılmaktır. Küçük bir ilgi, samimi bir dokunuş, onların dünyasında kocaman mutluluklara dönüşebiliyor. Çünkü onlar da üretmek, başarmak, değer görmek istiyor.
Unutmamalıyız ki hepimiz birer engelli adayıyız. Hiç kimse kendi isteğiyle engelli olmaz. Hayatın ne getireceğini kimse bilemez. Bu yüzden engelli bireylerin önündeki engelleri kaldırmak sadece bir yardım değil, aynı zamanda insanlık görevidir.
Bazen küçücük bir destek onların özgüvenini yeniden ayağa kaldırıyor. Küçük bir hediye, küçük bir fırsat, onların kalbinde büyük sevinçler oluşturuyor. Belki “Ben de istiyorum” diyemiyorlar ama fırsat verildiğinde, değer gördüklerini hissediyorlar. İşte o zaman gözleri gülüyor.
Fransa’da yaşadığım bu olay bana bir kez daha şunu öğretti: ENGELLİ İNSANLARI ANLAMAK İÇİN ONLARIN DÜNYASINDAN BAKMAK GEREKİYOR Çünkü gerçek engel, bedenlerde değil; sevgisizlikte, ilgisizlikte ve anlayış eksikliğindedir.
Herkese sağlıklı, huzurlu ve engelsiz bir yaşam diliyorum.
.
Orhan Erdoğan
